24 Aralık 2012 Pazartesi

Beni Öyle Bir Yalana Inandır Ki, Ömrümce Sürsün Doğruluğu...

“Ben yalan söylemeyi hiç sevmem. Bana karşı da dürüst olursan sevinirim”

Ne kadar da çok kez duyuyoruz bu cümleyi.. Birden okunduğunda inanılmaz tanıdık gelmesi bundan.. Bu hayatta en sık duyduğun 100 cümle içine bile girer bu cümle belki de.. Öylesine popüler, öylesine herkesin ağzına sakız olmuş durumda...

Bu cümle hayatımda duyduğum en yalan cümlelerden biri! Ancak tahmin edilenin aksine, bence cümlenin yalan olan kısmı ilk kısmı değil.. Asıl 2. kısım benim takıldığım nokta..

Kimse sonsuz dürüstlük istemez! "Bana dürüst ol" cümlesindeki gizli mesaj; "Bana benim duymaktan mutlu olacağım ve dürüst olduğun cümlelerle gel"dir aslında.. Hiçbirimiz tüm çıplaklığıyla her doğruyu duymaya hazır değilizdir.. Evet, kimse yalanlarla kurulu bir dünya istemez, orası net. Ama cehalet mutluluktur cümlesinin gerçekliği de bazen hafife alınamayacak kadar baskın doğrusu..

Karşımızdakilerin %100 dürüstlükle bize yaklaştıkları bir hayat düşünsenize.. Bir saniye olsun düşünün, karşılaştığınız her insanın sizinle ilgili akıllarından geçen düşünceleri en berrak haliyle size sunduğunu.. Gerçekten bunun sizi mutlu edeceğini mi düşünüyorsunuz?

Seni çirkin bulan birinin bunu sana tüm dürüstlüğüyle söylemesini ister misin mesela? Ya da o kendinden emin tavırlarda konuştuğun bir konuda "Şu anda çok cahil ve aptal konuşuyosun, google'dan öğrendiğin iki satırla kendini expert mi sandın?" deyiverse aniden biri.. O çok sevdiğin bitanecik sevgilin birden sana "Bugün tanıştığım çocuk gözüme o kadar tatlı ve sempatik geldi ki, keşke ona benzeseydin diye düşünmeden edemedim" dese..
"Giydiğin o daracık kot koca poponu iyice ortaya çıkarmış",
"Seninleyim çünkü daha iyisi karşıma çıkmadı henüz, çıktığında da ilk işim seni şutlamak olucak",
"Sevgilim beni nasıl aldatır dediğinde hani boşver üzülme senin gibisini nerden bulucak demiştim ya, küllüyen yalan. Bende sevgilinin yerinde olsam ilk fırsatta seni aldatırdım",
"İş hayatında başarılı olduğunu falan zannediyosun ama hiç bişi bildiğin yok, arkandan da herkes ne kadar aptal olduğunla dalgasını geçiyor"

Bu listeyi aslında herkes hayal gücünün, tecrübelerinin ve kendi söylediği "beyaz yalanlar" dan faydalanarak uzatabilir.. Burada önemli olan, aslında hiçbirimizin çokta dürüstlük beklemediğidir..
İnsan egosu, toplumsal değer yargıları, insan ilişkileri, etik, inanç gibi pek çok şey dürüstlüğün önünü tıkayan olgulardır..

Belki de hayat yalanlar üzerine kurulu bir tiyatro sahnesidir ama bizler bunu kabul etmeyecek kadar büyük yalancılarızdır.. Kim bilir belki de hepimizin beklediği dürüstlük, "duymayı kaldırabileceğimiz" kadarıyla sınırlıdır....

" Beni öyle bir yalana inandır ki,
  Ömrümce sürsün doğruluğu."


Asıl önemli olan, ne kadar ne ölçüde dürüst olduğun değildir bence aslında..
Önemli olan bana söylemediğin gerçekler ile, senin mutlu olup olmadığındır.. Senin benle ilgili gerçeklerin acımasız olsa bile, sen ne kadarını kabullenip sevebiliyorsun beni mesela? Eksikliklerim ya da fazlalarımla bir bütün oluşturup, koşulsuzca sınırsızlaştırabiliyor musun kendini bana?

Bana hep dürüst ol demeyeceğim o yüzden sana.. Ama bana öyle bir yalan söyle ki, ömrümüzce sürsün doğruluğu....



21 Aralık 2012 Cuma

21.12.2012


Aylardır herkesin dilinde bir "kıyamet" lafıdır dolandı durdu.. Herkes 21 Aralık'ta kopacak kıyametten kendine bir anlam çıkardı...

Kimisi dalgasını geçti, kimisi korkusunu yaşadı..
Şirince'ye kıyametten kaçmaya giden de oldu, kıyamette neymiş gelsin; alayına giderim diyen de...
Ve işte o gün geldi çattı... 21 Aralık Türkiye saatiyle 13:10'da Foton Kuşağında sıfır çizgisine erişti Dünya..





 
Tabiki pesimistlerin beklentilerinin aksine, kıyamet kopmadı.. Gözle görülür, duyulur ya da algılanır hiçbişi olmadı hatta... Ama zaten asıl önemli olan gözle göremeyeceğimiz ama içine gireceğimiz bir döngü değil miydi??

Bizden binlerce yıl önce yaşamış bir uygarlığın yazdıklarını bile, binlerce yıl sonra anlamlandıramayan bir ırk olmamız çok ironik değil mi?  Neden ironik derseniz, bunca gelişme, bunca teknolojik ilerleme, yepyeni buluşlar, kurulan deha merkezleri.. Hepsi aslında binlerce yıl önce bunların hiçbirine sahip olmayan ama sadece zihnini kullanan bir ırkın yazıtlarını bile çözmeye yetmiyor..
Onlar sadece sezgilerini kullanmışlar.. Biz ise sezgilerimiz dışında herşeyi kullanıyoruz görünen o ki....





20 Aralık 2012 Perşembe

Bazen...

Bazen rüzgarın saçımı dağıtmasına,
Yağmurun yüzümü ıslatmasına,
Birilerinin kalbimi kırmasına izin veririm...

Sonra saçımı toplarım,
Şemsiyemi açarım,
Kalbimi kapatırım.
Hepsi bu...
 

4 Haziran 2012 Pazartesi

4 Haziran 2012

Bazen hayat bir email ile mutluluktan uçabilecek kadar güzelleşir.. Bazen yaşamda sahip olduklarının önemini kıymetini mükemmelliğini bir kere daha anlayabilmen için yaşam sana özel günler sunar.. İyikilerimin bütünü canım annecim.. Beni iyiki sen doğurmuşsun...

----------------------------------------------------------------------------------------------------


From: nuray
To: ezgi
Subject: CANIŞIGIMA..
Date: Mon, 4 Jun 2012 09:50:29 +0000

CANIMIN IŞIĞISIN
YAŞAMIMIN ANLAMISIN
KIZIMSIN
BEBEĞİMSİN
CANIMSIN
HERŞEYİMSİN
EVLAT,DOST,ARKADAŞ,SIRDAŞ,CANDAŞ


öYLE ÇOK ŞEYİMSİN Kİİİİ CANIM KIZIM ....BENİM KIZIM OLDUĞUN İÇİN GURURLUYUM....
TANRI BANA VEREBİLECEĞİ EN BÜYÜK ÖDÜLÜ SENİNLE VERDİ....
İYİKİLERİM HEP SANA ÇIKIYOR....

TEŞEKKÜLER ANNEM YAŞATTIĞIN HERŞEYYYYYYYYYYYY İÇİN.

23 YIL ÖNCESİ VE ŞİMDİ ...BİRAZDAN DOĞMUŞ OLUCAKSIN VE BİZE MUCİZELERİ SUNUCAKSIN 04 HAZİRAN 1988 DEN

4 HAZİRAN 2...... KADAR ..

SENİ SEVİYORUM PRENSESİMMMMM İYİKİM DAHA NİCE NİCE YAŞLAR DİLİYORUM SANA SAĞLIKLI HUZURLU MUTLU BEREKETLİ BAŞARILI HERŞEYİN ENNNNNNNNNNNNNN GÜZELİ SENİN OLSUN ANNEM.....

----------------------------------------------------------------------------------------------------------
From: ezgi
To: nuray
Subject: RE: CANIŞIGIMA..
Date: Mon, 4 Jun 2012 09:50:29 +0000


CANIM ANNECIM!!

PRENSESIM
EN KIYMETLIM
YOL ARKADASIM
GÜNÜMÜN IŞIĞI
YOL GÖSTERİCİM
BİTANECİK ANNEM, HERŞEYİM!!

Yaşamdaki en büyük şansımsın.. İyiki beni SEN doğurdun! Tanrıya hergün şükrediyorum, senin kızın olarak bu yaşama gelme şansını bana verdiği için! Sen benim yol göstericimsin. Yolumun ışığısın! Hayatta neye sahipsem, senin sayende! Ömrüm boyu hergün teşekkür etsem sana, yine az gelir!... Bana yaşattıkların, sundukların, öğrettiklerin.. Hepsi için sana binlerce kez teşekkür ederim!

Dünyadaki en kıymetlimsin! Yaşam bize ailemize tüm güzelliklerini her zaman sunsun! Sağlıkla, mutlulukla, huzurla, başarıyle ve bereketle hep birlikte tüm dilediklerimiz gerçek olsun..

HAYATTA EN BÜYÜK HEDİYE SENİN BENİM BİTANECİK ANNEM OLMAN!

SENİ ÇOK ÇOK ÇOK SEVİYORUM !!!

Ezgi

9 Şubat 2012 Perşembe

Planlarım suya düşe düşe yüzme öğrendi...

"Life is what happens to you, while you're busy making other plans" -- John Lennon

Düşünüyorum.. Düşünüyorum.. Sonra tekrar biraz daha detaylıca, farklı bir bakış açısı görmek, bulmak istercesine düşünüyorum.. Her boyutunu, her sonucunu, tüm detaylarıyla düşünmeye çalışıyorum.. Ve bu cycle'ı hayatımdaki her alan için tekrarlıyorum.. Bir kez daha bir kez daha ve bir kez daha..

Ben hep planlı bir insan oldum.. Öylesine asalak gibi yaşayanlardan olmamaya ant içmişçesine.. Şimdi öyle garip bir dönemece geldim ki, yaptığım planların her biri atlamış yüzüyolar.. Birbiriyle yarışırcasına olimpik bir havuzda en hızlı kim atlıcak yarışması yaparmışçasına.. Hemde öyle planlı bir balıklama, yada artistik bir atlayıştan ziyade, bombalama en çok suyu sıçratmak istercesine atlıyorlar..

Aslında çok şey istemiyorum ben.. Yani işte bir Steve Jobs oluyum mucit oluyum, Yada baharat kız olup David Beckham'la evleniyim falan gibi bir savaş içinde değildim aslında hiç.. Basitti, çok komplike yanları yoktu planlarımın.. 10 ay öncesine geri gidiyorum, tek istediğim her anlamda kendimle örtüşen beni seven sahiplenen, kriterlerime uygun biri olsun, onla çıkalım işte bir süre, sevgilim olsun.. Sonra nişanlanırız, sonra evleniriz, minik minik çocuklar yaparız.. Bi de köpek alırız.. Evimizin bahçesinde köpek bir yana çocuklar bir yana ben bir yana koşturup dururken, adam da tüm sevecenliğiyle gözünde parıltısıyla bizi izlesin.. Simple.. Ama işte, aslında bir o kadar da complex..



Şimdi geldiğim noktada yine baştayım.. En başta.. Stand-By mode'a geçtim ve biri kumandayı eline alsın, on moduna geçiyim diye beklemedeyim..

Aşkı bir tarafa bırakıp,  2 yıl öncesine gidersem; işe ilk girdiğim dönemler.. İlk heveslerim ilk heyecanlarım.. Kendimi inanılmaz şanslı hissediyodum.. Çok büyük çok kurumsal bir şirkette, tam da benim için biçilmiş kaftan diyeceğim bir iş tanımıyla işe girmiştim.. Hemde tam 8 Mart'ta.. Kadınlar gününde.. - ki bu bir tesadüf olamazdı bence -... Hedeflerim vardı.. Bir an önce belli noktaya gelmeliydim ki, evimin kadını olma moduna geçtiğim zaman elimde bazı title'lar olsun ve işimi yürütmem, yönetmem daha kolay olsun.. Çok emindim 2 senede terfi ediceğime.. Terfi etmek için en kısa süre buydu ve benim gibi bir insan için başarılması en olası noktaydı.. Ama sanırım atladığım nokta, bazen sen ne kadar çabalarsan çabala, insanların kıymetini bilemeyebileceğiydi.. 3 hafta kaldı sadece Mart'a.. Ve benim içimde kalan umut kırıntılarından başka terfime dair elimde hiçbişi yok.. Aşkta olduğu gibi, işte de baştan başlamalı mıdır acaba insan bazen? İşte en büyük ikilemim bu aslında.. Mart'ta planlarım suya düşerse, ne yapıcam.. Nasıl ilerlicem, ne adım atıcam..





Ama yinede işte, pesimistik olmamak istiyorum.. Sonuçta, "Nothing Happens Without A Reason"...  Bi yerlerde, doğru hamlelerle bu gidişatı çevirebilirim.. Karanlığı en yoğun hissettiğin an, aslında Işığa en yakın olduğun andır çünkü bence..

2 Şubat 2012 Perşembe

Bir erkek gözüyle yazılmış en güzel yazılardan biri...

"Biz erkekler kadınlar konusunda deneyim kazanabileceğimize inanıyoruz. Daha doğrusu kadınları deneme-yanılma yöntemiyle çözülebilecek varlıklar olarak görmeye meyilliyiz. Hayatımız deneyim kazanma hırsı üzerine kurulu çünkü. En iyi araba kullananların,en başarılı doktorların yada ne sıkı reklamcıların hep yeterince deneyimli olanlar arasından çıktığına dair sarsılmaz bir inancımız var. Bu yüzden reşit olur olmaz hemen ehliyet almaya,silah kullanmayı öğrenmeye yada milli olmaya çalışıyoruz.İstiyoruz ki zamanın rüzgarı gururumuzu okşayarak essin ve bir an önce deneyimli erkekler haline getirsin bizi. Deneyimli olmak istiyoruz kimsenin olmadığı kadar. Zor durumda düşüncesi sorulan,bir konuştu mu herkesi susturan birer guru olmaya niyetimiz var.Bizden daha toy olanlar her sözcüğümüzü dikkatle dinlesin ve başlarını hayran hayran sallayarak şöyle desinler istiyoruz: " Vay canına,işte tecrübe konuşuyor!" ...genel manzaraya bakarsak bir deneyim düşkünlüğüdür gidiyor. Neyse ki kadınlar var da bu konudaki sınırlarımızı açık seçik görebiliyoruz.Yanlarından hiç eksik etmedikleri aynalarını yüzümüze tutup aslında ne kadar çarsiz olduğumuzu gösteriyorlar bize. Bunu yapabiliyorlar çünkü biz erkekler kadınlar konusunda deneyim kazanamıyoruz. Biraz kazansak bile onlar her zamanki değişkenlikleriyle deneyimlerimizi geçersiz hale getirmenin bir yolunu buluyorlar hemen.Deneyim kazana kazana güçbela ördüğümüz zırhımızı küçük bir dokunuşla delip oklarını kalbimize saplayıveriyorlar. Arada deneyimli erkek diye bir kategori çıkıp prim yapıyorsa da bu olay bizim çabamızdan çok kadınlar o sıra öyle istediği için gerçekleşiyor. Deneyimlerimizi geçersiz kılıyor kadınlar.Çünkü doğuştan gelen deneyimlerimizle ilgisi olmayan,en doğal köşelerine dokunuyorlar yüreğimizin.Savaşlarda yaralana yaralana edindiğimiz zırhımızn altındaki en masum,en erkek ve en insan köşeye. İşte bu yüzden erkek erkeğe konuşurken birbirimze verdiğimiz hiçbir tavsiye kadınlar karşısında işe yaramıyor.Yarasa bile üç kuruşluk taktiklerimizi anlamazdan gelmeleri sayesinde oluyor bu. Anlamazdan geliyorlar evet; özellikle beklenti çıtalarını aşağı çektikleri zaman. Daha iyisinin varlığından kuşkuya düştükleri zaman. Yani deneyimlerimiz ancak kadınlar bizden umudu kestikleri zaman işe yarayabiliyor. Yoksa pek hazzetmiyorlar zaten, bizim o çok övündüğümüz deneyimlerimizden. Çünkü içten içe biliyorlar bunun her zaman iyi bir şey olmadığını. Deneyimlerin insanın doğallığını ve yaratıcılığını törpülediğini bazen. Yaşama yeni renkler katmak için dünyaya on altı yaşındaki toy bir delikanlının saflığı ve heyecanıyla bakmam gerektiğini. Deneyim sandığımız çoğu şeyin basit önyargılar olduğunu.Üstelik biz erkeklerin belli sayıda deneyim kazandıktan sonra kendimizi geliştirmeyi bıraktığımızı. Biliyorlar:kitap okumaktan,film seyretmekten ya da bir çiçeğin zamansız açışından etkilenmeyen erkekler en deneyimliler arasından çıkıyor hep... Taze gözle bakmıyorlar çünkü ne hayata ne kadına. Kadınlarsa gözlerinde birikmiş o tortuyu fark ediyor işte. Sonra da o müthiş yaratıcılıklarıyla geçersiz hale getiriyorlar deneyimlerimizi.Beklemediğimiz şekilde davranarak,ummadığımız tepkiler vererek,bizi şaşkına çeviren şeyler yaparak... Yeniden acemi olmaya çağırıyorlar bizi.O temiz ruhlu, iyi niyetli masum delikanlıları geri çağırıyorlar... Hayatta başımıza gelen şeyleri her kapıyı açacak deneyimlere değil de,yaşamı güzelleştirecek birer dokunuşa tercüme edeceğimiz günü bekliyorlar belki de: basit bir şiire,bir kuşun uçuşuna... Deneyimlerin ördüğü zırhtan soyunduğumuzda, nasıl hafifleyip kuşlar gibi özgür olacağımız biliyor ve bunu yapmamızı içtenlikle istiyorlar çünkü. ÇÜNKÜ KADINLAR BİZİ SEVİYOR HALA; HER ŞEYE RAĞMEN."

5 Ocak 2012 Perşembe

What it feels like to be "Steve Jobs"

Bir çok insan için şüphesiz ki dünyanın 1 numaralı en etkili adamıydı o; STEVE JOBS!!! Herkes onu Stanford Üniversitesinde yaptığı inanılmaz "inspirational" konuşmayla tanıdı aslında.. Sen kafanda "Bir Steve Jobslar kolay yetişmiyor arkadaş" diye onu kafanda ilahlaştırırken, adam herkesin kafasındaki tabuları bir anda yıktı.. "Aç kal, budala kal" dedi. Tüm çıplaklığıyla yaşam öyküsünü paylaştı..
Evlatlık bir ailede büyümüş olmanın acısını anlatmadı.. Yada buralara ne emeklerle geldiğini de.. İnsanın kendi kurduğu şirketten kovulmasının o dayanılmaz hırsını ve saçmalığınıda.. Yada kendi kurduğun ve kovulduğun şirkete CEO olarak dönmenin ironisinide.. Tek anlattığı şey, bunca şirketin kurucusu olmanın, ve bu şirketlerin hepsinin ayrı ayrı kendi sektörlerinde dünyanın en büyük şirketleri haline gelmesinin yaşanmış; ama bir o kadar da basit hikayesiydi... "Vay arkadaş, demekki isteyince oluyormuş" dedirtti hepimize.. Herkes aslında bir Steve Jobs olabileceğini gördü o konuşmasında.. İşte belki de bu yüzdendi hepimizin bu adam için taparcasına gözyaşı dökmemiz ardından.. Abimizdi o, bizden biriydi..

Apple'dan ayrılıp, Next'i kurma çalışmalarında "Entrepreneurs" isimli bir belgesel-programı konu etti bu çalışmasına.. İşte "O" adamın inanılmaz bakış açısı ve yaklaşımı.. Hiç yoktan bir Dünya Devini yaratışının canlı sahneleri:


4 Ocak 2012 Çarşamba

Merak kediyi öldürür, şüphe ise süründürür...

Nehir gibi ilişkiler lazımdır kimisine.. Nehir dediğin öylece akar, şüpheye düşürmez.. Hangi yöne gideceği ve nereye akacağı her zaman bellidir. Bir şelale gibi görkemli olup çağlamanı ister.. Görenleri hayran bırakırcasına.. Ama sonra aynı nehire akmanı ister.. Aynı yöne , aynı bitişe..

Garantici insanlarız vesselam.. Sonunu bilmek isteriz.. Ama sonunu bilmenin getirdiği heyecansızlıktan da hayıflanırız sonra.. İnsanoğlunun kendini sağlama almasıdır bu bir türlü.. Öylesine korkarız ki canımızın acımasından, hep güvenli huzurlu bir liman isteriz.. Oysa geminin varoluş amacıdır açık denizlerde dalgalarla yüzmek.. Rotanı bilmeksizin bazen yalnızca kalbinin götürdüğü yere gitmek..

Ama ilişkilerde çoğu bir gemi istemez.. Nehir ol ister.. İstediğin gibi çağla, ama yerin yönün belli olsun ister.. Şüphe bir kere düşerse o insanların içine, bir daha çıkmaz.. Kurtaramaz kendini o çukurdan. Hergün seni de bu çukura çeker..


Şüphe, en kötü hastalıktır aslında.. Hayatıma girmiş erkeklerin birçoğu şüpheci oldu bugüne kadar.. Hepsinin ortak korkusu, beni tamamen kendilerine ait, sonsuza kadar emirlerine amade hissetmemelerinden kaynaklandı.. Bu kızı mutsuz edicek, işine gelmicek bişi yaparsak döner gider hayatınada devam eder rahatsızlığı onları hep yedi bitirdi.. Halbuki bunun gayet normal olduğunu, iki tarafından birbirini kaybetme korkusunu korumasının aslında kenetlenmenin ve tutkunun bir parçası olduğunu düşünemediler.. Hep tamamen kendilerinin bana ait olduklarını ne olursa olsun asla beni bırakamayacaklarını bana hissettirdilerki, bende onlara aynısını hissettiriyim.. Ben bunu yapmayınca da şüpheleri iyice arttı.. Büyüdü büyüdü..

İşin en kötüsüde o şüphe hep bir döngüye girer.. Bi kere girdimi bedene, bidaha çıkmak bilmez.. Böylece yaşadığınız en ufak bir problemi, kıskançlık anını bile sonsuza kadar terkedemezsiniz.. Bu önce adamı yer adam kendini, içini yer yer yer bitiririr.. Sonra kadının içini yer - ki bu noktada adamın kadının başının etini yemesinin etkisi de büyüktür. En sonunda da ilişkiyi yer.. Öyle bir ham yaparki, bi bakmışsınızz... A aaaaa? Bitmiş...

I did it my way...