Carpe Diem..Seize the Day...
6 Ocak 2015 Salı
Geri dönmek güzel sana...
20 Şubat 2013 Çarşamba
Iyimser ve Karamsar
İyimser olduğum söylenir.. Doğrudur da.. Belki de o yüzdendir ki ufacık bile karamsarlığa kapıldığım günlerde hemen farkedilir beden dilimden, ses tonumdan. Kendimi sorguladım karamsar olduğumda nasıl kurtarırım diye çok.. Çünkü ufacık can sıkıntısı bile optimist olmaya alışmış bir insanda hem kendine, hem çevresine fazlasıyla rahatsızlık ve şaşkınlık veriyor..
Sonra düşündüm; aslında iyimserler ve karamsarlar arasında tercih yapmamız gerekmez. Onlara ihtiyacımz var çünkü.. Her ikisine de.. İyimserler uçağı icad ettiler, Karamsarlar paraşütü..
Ve benimde zaman zaman ikisi de olmam gerekiyor.. Uçağa da paraşüte de ihtiyacım var zira...
19 Şubat 2013 Salı
Be My Runaway Love
Math Professor John Nash mentioned his wife in his Nobel prize speech:
"You are the answer to all my questions!.."
This is the answer I would wait to hear from my beloved! The difference between living life and leading it is more than just semantics.. The key is to always know that every passing minute, is another chance to turn it all around...
2 Ocak 2013 Çarşamba
Ah Felek Yordun Beni!
İnsanın yaşadıklarının üzerinde bıraktığı izlerden en kötüsü korkularıdır. Her bir yaşanmışlık bir tecrübe getirir evet. Ama "tecrübeli" sayılmak için ne kadar tecrübelenmek gerekir? Zaman geçmesi yeterli midir, yoksa zamanın değil yaşadıklarının mı rolü büyüktür tecrübelenme levelında? Zaman armutları olgunlaştırır, insanları değil.. Peki ne kadar tecrübe insanı olgunlaştırmaya yeter??
Yaşadıklarından bir ders çıkarmadıkça, aynı döngüyü tekrar tekrar yaşar insan karma felsefesine göre.. Bu yüzdendir ki Farkındalık yaşamımda en çok çabaladığım olgudur.. Farkında yaşıyım, ders alıyım ki; boşa gitmesin yaşanmışlıklar ve tecrübeleniyim. Tecrübeleniyim ki aynı döngüyü tekrar yaşamıyım.. Ne kadar başarılı olduğum kendimi içine soktuğum durumlar düşünülürse baya bi tartışmaya açık :)
24 Aralık 2012 Pazartesi
Beni Öyle Bir Yalana Inandır Ki, Ömrümce Sürsün Doğruluğu...
Ne kadar da çok kez duyuyoruz bu cümleyi.. Birden okunduğunda inanılmaz tanıdık gelmesi bundan.. Bu hayatta en sık duyduğun 100 cümle içine bile girer bu cümle belki de.. Öylesine popüler, öylesine herkesin ağzına sakız olmuş durumda...
Bu cümle hayatımda duyduğum en yalan cümlelerden biri! Ancak tahmin edilenin aksine, bence cümlenin yalan olan kısmı ilk kısmı değil.. Asıl 2. kısım benim takıldığım nokta..
Kimse sonsuz dürüstlük istemez! "Bana dürüst ol" cümlesindeki gizli mesaj; "Bana benim duymaktan mutlu olacağım ve dürüst olduğun cümlelerle gel"dir aslında.. Hiçbirimiz tüm çıplaklığıyla her doğruyu duymaya hazır değilizdir.. Evet, kimse yalanlarla kurulu bir dünya istemez, orası net. Ama cehalet mutluluktur cümlesinin gerçekliği de bazen hafife alınamayacak kadar baskın doğrusu..
Karşımızdakilerin %100 dürüstlükle bize yaklaştıkları bir hayat düşünsenize.. Bir saniye olsun düşünün, karşılaştığınız her insanın sizinle ilgili akıllarından geçen düşünceleri en berrak haliyle size sunduğunu.. Gerçekten bunun sizi mutlu edeceğini mi düşünüyorsunuz?
Seni çirkin bulan birinin bunu sana tüm dürüstlüğüyle söylemesini ister misin mesela? Ya da o kendinden emin tavırlarda konuştuğun bir konuda "Şu anda çok cahil ve aptal konuşuyosun, google'dan öğrendiğin iki satırla kendini expert mi sandın?" deyiverse aniden biri.. O çok sevdiğin bitanecik sevgilin birden sana "Bugün tanıştığım çocuk gözüme o kadar tatlı ve sempatik geldi ki, keşke ona benzeseydin diye düşünmeden edemedim" dese..
"Giydiğin o daracık kot koca poponu iyice ortaya çıkarmış",
"Seninleyim çünkü daha iyisi karşıma çıkmadı henüz, çıktığında da ilk işim seni şutlamak olucak",
"Sevgilim beni nasıl aldatır dediğinde hani boşver üzülme senin gibisini nerden bulucak demiştim ya, küllüyen yalan. Bende sevgilinin yerinde olsam ilk fırsatta seni aldatırdım",
"İş hayatında başarılı olduğunu falan zannediyosun ama hiç bişi bildiğin yok, arkandan da herkes ne kadar aptal olduğunla dalgasını geçiyor"
Bu listeyi aslında herkes hayal gücünün, tecrübelerinin ve kendi söylediği "beyaz yalanlar" dan faydalanarak uzatabilir.. Burada önemli olan, aslında hiçbirimizin çokta dürüstlük beklemediğidir..
İnsan egosu, toplumsal değer yargıları, insan ilişkileri, etik, inanç gibi pek çok şey dürüstlüğün önünü tıkayan olgulardır..
Belki de hayat yalanlar üzerine kurulu bir tiyatro sahnesidir ama bizler bunu kabul etmeyecek kadar büyük yalancılarızdır.. Kim bilir belki de hepimizin beklediği dürüstlük, "duymayı kaldırabileceğimiz" kadarıyla sınırlıdır....
" Beni öyle bir yalana inandır ki,Ömrümce sürsün doğruluğu."
Asıl önemli olan, ne kadar ne ölçüde dürüst olduğun değildir bence aslında..
Önemli olan bana söylemediğin gerçekler ile, senin mutlu olup olmadığındır.. Senin benle ilgili gerçeklerin acımasız olsa bile, sen ne kadarını kabullenip sevebiliyorsun beni mesela? Eksikliklerim ya da fazlalarımla bir bütün oluşturup, koşulsuzca sınırsızlaştırabiliyor musun kendini bana?
Bana hep dürüst ol demeyeceğim o yüzden sana.. Ama bana öyle bir yalan söyle ki, ömrümüzce sürsün doğruluğu....
21 Aralık 2012 Cuma
21.12.2012
Kimisi dalgasını geçti, kimisi korkusunu yaşadı..
Şirince'ye kıyametten kaçmaya giden de oldu, kıyamette neymiş gelsin; alayına giderim diyen de...
Ve işte o gün geldi çattı... 21 Aralık Türkiye saatiyle 13:10'da Foton Kuşağında sıfır çizgisine erişti Dünya..

Tabiki pesimistlerin beklentilerinin aksine, kıyamet kopmadı.. Gözle görülür, duyulur ya da algılanır hiçbişi olmadı hatta... Ama zaten asıl önemli olan gözle göremeyeceğimiz ama içine gireceğimiz bir döngü değil miydi??
Bizden binlerce yıl önce yaşamış bir uygarlığın yazdıklarını bile, binlerce yıl sonra anlamlandıramayan bir ırk olmamız çok ironik değil mi? Neden ironik derseniz, bunca gelişme, bunca teknolojik ilerleme, yepyeni buluşlar, kurulan deha merkezleri.. Hepsi aslında binlerce yıl önce bunların hiçbirine sahip olmayan ama sadece zihnini kullanan bir ırkın yazıtlarını bile çözmeye yetmiyor..
Onlar sadece sezgilerini kullanmışlar.. Biz ise sezgilerimiz dışında herşeyi kullanıyoruz görünen o ki....
20 Aralık 2012 Perşembe
Bazen...
Yağmurun yüzümü ıslatmasına,
Birilerinin kalbimi kırmasına izin veririm...
Sonra saçımı toplarım,
Şemsiyemi açarım,
Kalbimi kapatırım.
Hepsi bu...
4 Haziran 2012 Pazartesi
4 Haziran 2012
----------------------------------------------------------------------------------------------------
From: nuray
To: ezgi
Subject: CANIŞIGIMA..
Date: Mon, 4 Jun 2012 09:50:29 +0000
CANIMIN IŞIĞISIN
YAŞAMIMIN ANLAMISIN
KIZIMSIN
BEBEĞİMSİN
CANIMSIN
HERŞEYİMSİN
EVLAT,DOST,ARKADAŞ,SIRDAŞ,CANDAŞ
öYLE ÇOK ŞEYİMSİN Kİİİİ CANIM KIZIM ....BENİM KIZIM OLDUĞUN İÇİN GURURLUYUM....
TANRI BANA VEREBİLECEĞİ EN BÜYÜK ÖDÜLÜ SENİNLE VERDİ....
İYİKİLERİM HEP SANA ÇIKIYOR....
TEŞEKKÜLER ANNEM YAŞATTIĞIN HERŞEYYYYYYYYYYYY İÇİN.
23 YIL ÖNCESİ VE ŞİMDİ ...BİRAZDAN DOĞMUŞ OLUCAKSIN VE BİZE MUCİZELERİ SUNUCAKSIN 04 HAZİRAN 1988 DEN
4 HAZİRAN 2...... KADAR ..
SENİ SEVİYORUM PRENSESİMMMMM İYİKİM DAHA NİCE NİCE YAŞLAR DİLİYORUM SANA SAĞLIKLI HUZURLU MUTLU BEREKETLİ BAŞARILI HERŞEYİN ENNNNNNNNNNNNNN GÜZELİ SENİN OLSUN ANNEM.....
----------------------------------------------------------------------------------------------------------
From: ezgi
To: nuray
Subject: RE: CANIŞIGIMA..
Date: Mon, 4 Jun 2012 09:50:29 +0000
CANIM ANNECIM!!
PRENSESIM
EN KIYMETLIM
YOL ARKADASIM
GÜNÜMÜN IŞIĞI
YOL GÖSTERİCİM
BİTANECİK ANNEM, HERŞEYİM!!
Yaşamdaki en büyük şansımsın.. İyiki beni SEN doğurdun! Tanrıya hergün şükrediyorum, senin kızın olarak bu yaşama gelme şansını bana verdiği için! Sen benim yol göstericimsin. Yolumun ışığısın! Hayatta neye sahipsem, senin sayende! Ömrüm boyu hergün teşekkür etsem sana, yine az gelir!... Bana yaşattıkların, sundukların, öğrettiklerin.. Hepsi için sana binlerce kez teşekkür ederim!
Dünyadaki en kıymetlimsin! Yaşam bize ailemize tüm güzelliklerini her zaman sunsun! Sağlıkla, mutlulukla, huzurla, başarıyle ve bereketle hep birlikte tüm dilediklerimiz gerçek olsun..
HAYATTA EN BÜYÜK HEDİYE SENİN BENİM BİTANECİK ANNEM OLMAN!
SENİ ÇOK ÇOK ÇOK SEVİYORUM !!!
Ezgi
9 Şubat 2012 Perşembe
Planlarım suya düşe düşe yüzme öğrendi...
Düşünüyorum.. Düşünüyorum.. Sonra tekrar biraz daha detaylıca, farklı bir bakış açısı görmek, bulmak istercesine düşünüyorum.. Her boyutunu, her sonucunu, tüm detaylarıyla düşünmeye çalışıyorum.. Ve bu cycle'ı hayatımdaki her alan için tekrarlıyorum.. Bir kez daha bir kez daha ve bir kez daha..
Ben hep planlı bir insan oldum.. Öylesine asalak gibi yaşayanlardan olmamaya ant içmişçesine.. Şimdi öyle garip bir dönemece geldim ki, yaptığım planların her biri atlamış yüzüyolar.. Birbiriyle yarışırcasına olimpik bir havuzda en hızlı kim atlıcak yarışması yaparmışçasına.. Hemde öyle planlı bir balıklama, yada artistik bir atlayıştan ziyade, bombalama en çok suyu sıçratmak istercesine atlıyorlar..
Aslında çok şey istemiyorum ben.. Yani işte bir Steve Jobs oluyum mucit oluyum, Yada baharat kız olup David Beckham'la evleniyim falan gibi bir savaş içinde değildim aslında hiç.. Basitti, çok komplike yanları yoktu planlarımın.. 10 ay öncesine geri gidiyorum, tek istediğim her anlamda kendimle örtüşen beni seven sahiplenen, kriterlerime uygun biri olsun, onla çıkalım işte bir süre, sevgilim olsun.. Sonra nişanlanırız, sonra evleniriz, minik minik çocuklar yaparız.. Bi de köpek alırız.. Evimizin bahçesinde köpek bir yana çocuklar bir yana ben bir yana koşturup dururken, adam da tüm sevecenliğiyle gözünde parıltısıyla bizi izlesin.. Simple.. Ama işte, aslında bir o kadar da complex..
Aşkı bir tarafa bırakıp, 2 yıl öncesine gidersem; işe ilk girdiğim dönemler.. İlk heveslerim ilk heyecanlarım.. Kendimi inanılmaz şanslı hissediyodum.. Çok büyük çok kurumsal bir şirkette, tam da benim için biçilmiş kaftan diyeceğim bir iş tanımıyla işe girmiştim.. Hemde tam 8 Mart'ta.. Kadınlar gününde.. - ki bu bir tesadüf olamazdı bence -... Hedeflerim vardı.. Bir an önce belli noktaya gelmeliydim ki, evimin kadını olma moduna geçtiğim zaman elimde bazı title'lar olsun ve işimi yürütmem, yönetmem daha kolay olsun.. Çok emindim 2 senede terfi ediceğime.. Terfi etmek için en kısa süre buydu ve benim gibi bir insan için başarılması en olası noktaydı.. Ama sanırım atladığım nokta, bazen sen ne kadar çabalarsan çabala, insanların kıymetini bilemeyebileceğiydi.. 3 hafta kaldı sadece Mart'a.. Ve benim içimde kalan umut kırıntılarından başka terfime dair elimde hiçbişi yok.. Aşkta olduğu gibi, işte de baştan başlamalı mıdır acaba insan bazen? İşte en büyük ikilemim bu aslında.. Mart'ta planlarım suya düşerse, ne yapıcam.. Nasıl ilerlicem, ne adım atıcam..

Ama yinede işte, pesimistik olmamak istiyorum.. Sonuçta, "Nothing Happens Without A Reason"... Bi yerlerde, doğru hamlelerle bu gidişatı çevirebilirim.. Karanlığı en yoğun hissettiğin an, aslında Işığa en yakın olduğun andır çünkü bence..
2 Şubat 2012 Perşembe
Bir erkek gözüyle yazılmış en güzel yazılardan biri...
5 Ocak 2012 Perşembe
What it feels like to be "Steve Jobs"
Evlatlık bir ailede büyümüş olmanın acısını anlatmadı.. Yada buralara ne emeklerle geldiğini de.. İnsanın kendi kurduğu şirketten kovulmasının o dayanılmaz hırsını ve saçmalığınıda.. Yada kendi kurduğun ve kovulduğun şirkete CEO olarak dönmenin ironisinide.. Tek anlattığı şey, bunca şirketin kurucusu olmanın, ve bu şirketlerin hepsinin ayrı ayrı kendi sektörlerinde dünyanın en büyük şirketleri haline gelmesinin yaşanmış; ama bir o kadar da basit hikayesiydi... "Vay arkadaş, demekki isteyince oluyormuş" dedirtti hepimize.. Herkes aslında bir Steve Jobs olabileceğini gördü o konuşmasında.. İşte belki de bu yüzdendi hepimizin bu adam için taparcasına gözyaşı dökmemiz ardından.. Abimizdi o, bizden biriydi..
Apple'dan ayrılıp, Next'i kurma çalışmalarında "Entrepreneurs" isimli bir belgesel-programı konu etti bu çalışmasına.. İşte "O" adamın inanılmaz bakış açısı ve yaklaşımı.. Hiç yoktan bir Dünya Devini yaratışının canlı sahneleri:
4 Ocak 2012 Çarşamba
Merak kediyi öldürür, şüphe ise süründürür...
Garantici insanlarız vesselam.. Sonunu bilmek isteriz.. Ama sonunu bilmenin getirdiği heyecansızlıktan da hayıflanırız sonra.. İnsanoğlunun kendini sağlama almasıdır bu bir türlü.. Öylesine korkarız ki canımızın acımasından, hep güvenli huzurlu bir liman isteriz.. Oysa geminin varoluş amacıdır açık denizlerde dalgalarla yüzmek.. Rotanı bilmeksizin bazen yalnızca kalbinin götürdüğü yere gitmek.. Şüphe, en kötü hastalıktır aslında.. Hayatıma girmiş erkeklerin birçoğu şüpheci oldu bugüne kadar.. Hepsinin ortak korkusu, beni tamamen kendilerine ait, sonsuza kadar emirlerine amade hissetmemelerinden kaynaklandı.. Bu kızı mutsuz edicek, işine gelmicek bişi yaparsak döner gider hayatınada devam eder rahatsızlığı onları hep yedi bitirdi.. Halbuki bunun gayet normal olduğunu, iki tarafından birbirini kaybetme korkusunu korumasının aslında kenetlenmenin ve tutkunun bir parçası olduğunu düşünemediler.. Hep tamamen kendilerinin bana ait olduklarını ne olursa olsun asla beni bırakamayacaklarını bana hissettirdilerki, bende onlara aynısını hissettiriyim.. Ben bunu yapmayınca da şüpheleri iyice arttı.. Büyüdü büyüdü..
İşin en kötüsüde o şüphe hep bir döngüye girer.. Bi kere girdimi bedene, bidaha çıkmak bilmez.. Böylece yaşadığınız en ufak bir problemi, kıskançlık anını bile sonsuza kadar terkedemezsiniz.. Bu önce adamı yer adam kendini, içini yer yer yer bitiririr.. Sonra kadının içini yer - ki bu noktada adamın kadının başının etini yemesinin etkisi de büyüktür. En sonunda da ilişkiyi yer.. Öyle bir ham yaparki, bi bakmışsınızz... A aaaaa? Bitmiş...
24 Aralık 2011 Cumartesi
LONDONer..
Londra cok guzel.. Tanidik, bildik bir huzuru var sanki.. İcindenmiscesine.. Aitmiscesine.. Sokaklar guzel.. Keyifli.. En ilginci de İngilizlerin o hep bende bulunan buz dolabi izlenimlerinin biraz abarti olmasi.. Gelmek onyargilarimi yikti..
Canim annecimle geldik.. Cok keyifli bir tatil oldu.. Oluyorda hala;)
Erkeklerin genel bi tavri var - ki malesef eminimmi bunu 90%si yapiyor.. Arkadaslariyla iciyolar evde.. Oyle ezik ve zavallilarki, sikiliyolar.. Napicaklarini bilemiyolar.. Dusunuyolar, bu derece loser'iz zavalliyiz, daha ne kadar zavallilasabilriz diye.. Sonra birden akillarina bir fikir geliyo.. "aaa bizimde ex ayse vardi yaaa.. Hatirliyomusun.. Ariyalimmi oglum lan.. Ondan sonrada ex fatmayi arariz ha olmazmi".. Sonra iki loser bunun harika bir fikir olduna kanaat getirip aliyolar telefonlari ele..
Aslinda asil seruven burda basliyo.. Cunku burda iki tip hikaye olusuyo kadinlar taafinda.. Bi kesim kadin varki (benim gibi), bu aramanin asktan masktan degil laubali eziklikten kaynaklandigini biliyolar. Burda bi sikinti yok, olay hizla siktir etme hareketiyle kapaniyor..
Ama birde ikinci bir kiz grubu var. " ayyy goruyomusuuunnnn ahmet bana hala asik deli gibi.. Kiziiimmm dun gece beni aradi agladi yalvardi ilani asklar haykirislar" vs vs.. Devam edemicem..
Bu noktada tanriya en buyuk dileklerim;
1- bana ikinci gruptaki aptal kizlardan asla olmamayi nasip et bu akli ver koru
2- hayallerimdekini karsima hayatima cikar ve bir yastik olalimki, bu aramalardan kurtulalim..
Amin Tanrim!!!
But one last word to go, it's Christmas Eve!! I wish everyone merry christmas!!!
Santa please listen to me, I have been so good this year.. I wish my dream love this christmas and a happily ever after story!! :)
16 Ekim 2011 Pazar
Something Borrowed, Something Blue...
Hayatım boyunca bunu yasadim ben... Gitmek mi... Yoksa kalmak mı... 3 haftadır İtalyadayım.. Ve işte son gecem... Çok özlemiştim.. Sevdiklerimi, Ankarayı, Türkiyey,... Gün bile saymaya başlamıştım. Ama şimdi... İçim buruk. Tarif edemediğim bir duygu.. Boğazımda bir düğüm.. Venedik'te elimde biram, sigaram; karşımda deniz ve Venedik manzarasına karşı ben...
D's Report on Strawberries: Sandık
28 Eylül 2011 Çarşamba
Flying from İstanbul to Naples..
Tanrim.. İtalyadaki 3 haftam dogru kararlar vermeme yardim etsin.. Lutfen..
Acaba sende beni dusunuyo musun.. Bulutlarin ustundeyken gozunden bir damla yas suzuluyormu..
We could have had it all..
Bosuna uflemisiz o mumlari.. Bosuna kum olmus ayaklarimiz.. Yagmurlar bosuna islatmis bizi.. Bosuna izlemisiz ask filmleri.. Bosuna gun dogmus, batmis.. Bosuna sevmisiz kiz cocuklarini.. Mektuplar hep bosuna yazilmis.. Bosuna beklemisiz yarinlari...
Your heart is one With your brain.. Emotinal or reason, now which one do you obey??
27 Ağustos 2011 Cumartesi
Her Gününüz Bayram Olsun !!
Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz
kalınca anlar insan...
Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir;
sevmeninkini yalnızlık...
Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.
Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni
kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp "Çok şükür bugünü de gördük" diyebilmek...
Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.
Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.
Bir kitabı bitirmek, bir binayı bitirmek, bir okulu
bitirmek, kâbuslu bir rüyayı, kodeste ağır cezayı bitirmek
bayramdır.
Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir
ilişkiyi bitirmek de öyle...
Vuslat da bayramdır öte yandan...
Endişe içinde beklediğinden mektup almak, telefonda
ansızın sesini duymak, deli gibi burnunda tütenin boynuna
sarılmak bayramdır.
En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini
bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara
düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.
Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede
üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle
okşayan anne bayramdır.
"Ona güvenmiştim, yanılmamışım" sözü bayramdır.
Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram...
Yeni bir sözcük öğrenmek, bir tünelin sonuna gelmek,
müzmin bir işin kapısını çarpıp uzun bir yola çıkıvermek
bayramdır.
Zorluklara tek başına göğüs gerebilmek, gereğinde
haksızlığın üstüne yalın kılıç yürüyebilmek bayramdır.
Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış
ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son
taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.
Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda
karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi,
nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.
Sonrasında gelen ilk diş bayramdır, ilk söz bayram, ilk
adım, ilk yazı, ilk karne bayram...
Güne gülümseyerek başlamak bayramdır.
"İyi ki yanımdasın" bayram, "Her şeyi sana borçluyum"
Bayram, "Hiç pişman değilim" bayram...
Evlatların mürüvvetini görebilmek, eve dolu bir torbayla
gidebilmek, konu komşuyla yarenlik edebilmek, akşamları
eskimeyen bir keyifle çay demleyebilmek bayramdır.
Zamanı donduran eski fotoğraflara nedametsiz bakabilmek,
altı çizilmiş eski kitapları aynı inançla okuyabilmek, yol
arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilmek bayramdır.
Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta
ölebilmek bayram...
Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz
her gününüz bayram olur.
Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.
Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör
akıllılıktan evladır.
Her gününüz bayram olsun..!
Can Yücel
27 Haziran 2011 Pazartesi
YOU.
I know you are reading this. And I want you to know I am writing this for you. No one else will understand. No one else knows. They think that this is for them. But it’s not. I am writing this for you.
I want you to know, life…it’s hard. Every day can be a challenge. It can be a challenge to get up in the morning. To get yourself out of bed. To put on that smile. But I want you to know, that smile is what keeps me going some days. You need to remember, even through the tough times, you are amazing. You really are.
You should be happy. You are gorgeous.
I know that the weather might not be perfect. You might have to turn your back to the wind or feel the cold nipping at your nose. But you know what, at least you are there to feel it. At least you can enjoy the sun’s warm rays on your face. Or that cold February wind biting at your cheeks. You know what that means?
You are alive.
Everything will be okay.
7 Haziran 2011 Salı

" There is a reason I said I'd be happy alone. It wasnt because I thought I would be happy alone. It was because I thought if I loved someone and then it fell apart, I might not make it. It's easier to be alone. Because what if you learn that you need love? And then you don't have it. What if you like it? And lean on it? What if you shape your life around it? And then it falls apart? Can you even survive that kind of pain? Losing love is like organ damage. It's like dying. The only difference is, death ends. This? It could go on forever . . . "
Joyeux Anniversaire !!
"
Kardeşim:)
31 Mayıs 2011 Salı
Bilemiyorum....
Öyle bir karmaşalardayım.. Hep bir karmaşalardayım zaten son birkaç yıldır..
Bakıyorum hayatıma, aslında birsürü şey yaşıyorum.. Birsürü şeyle karşılaşıyorum yaşamda.. Ama tepkimi bile veremiyorum ya da ne hissettiğimi bile bilemiyorum..
Geçmişteki en büyük aşkım olan eski sevgilim evlendi.. Oturup ağlamadım.. Düşünüp sinirlenmedim.. İnsanlara anlatıp kendimi rahatlatmadım.. Hiçbirini yapmadım.. Neden peki? Hiçbişi hissetmemiş olabileceğime inanmıyorum.. Ama öyle garip bir mekanizma geliştirmişki bünyem, işime gelmeyen hiçbir şeyi kendi içimde bile yaşamama izin vermiyorum..
Hep birileri için yaşıyormuşum gibi geliyor.. Her hareketimi birileri için yapıyorum.. Kendim için bişiler yapmıyorum..
Gerçeklerle yüzleşmem gerekir diye yazı bile yazamıyorum.. Yine bitti klavyedeki dokunuşlarım...
17 Mayıs 2011 Salı
We Complicate Life ...

Here are 100 ways to uncomplicate it...
5 Ocak 2011 Çarşamba
23 Aralık 2010 Perşembe
22 Aralık 2010 Çarşamba
How Come It's So Hard?
.............. And how come it is so hard ..............
.............. And do you like to see me broken ..............
.............. And why do I still care ..............
Bu boyutlara nasıl ulaştı bilemiyorum.. Çözmeye çalışmıyordum bugüne kadar da.. Ama artık müdahale etmem ve bi dur demem gerektiğine karar verdim..
"If I lay here

If I just lay here
Would you lie with me and just forget the world?"
Beynim o kadar fazla çalışıyorki.. ruhum kendisine yetişemiyor... Her noktada mantıklı ve kontrollü bir insan haline geldim.. Herşeyi öncelikle mantığımın süzgecinden geçirip ona göre davranıyorum.. Kendini bir çeşit koruma mekanizması mı acaba bu, canım acımasın diye geliştirdiğim? Ne zamandır böyleyim onu bile tam anlamıyla kestiremiyorum.. Böyle olmanın hayatı çok kolaylaştıracağını düşünürdüm ben hep.. Önce mantığınla hareket etmenin doğru kararlara yönelteceği için işleri kolaylaştıracağını basitleştireceğini...
Pek de öyle değilmiş şimdi bakıyorumda.. Beynim için fazlasıyla yatırım yapmışım.. Onu gerekli doygunluğa ulaştırmışım.. Zekamı tatmin edicek herşeye sahibim.. Kendimi akıllı ve mükemmel hissettiricek bu noktada herşeye...
Artık birazcık ruhuma eğilmem gerektiğine karar verdim.. Kendimi ruhsal anlamda geliştirmeliyim sanırım.. Kendim için, ama SADECE KENDİM için bişeyler yapmalıyım.. Güzel bir kitap okumaya başlayarak başlangıç yapmayı düşünüyorum..
---- http://fizy.com/#s/1lw1ex ----
I've always been a dreamer
I've had my head among the clouds,
but now that i'm falling down,
would you be my solid ground?
I guess.. What I need most, is a solid ground...
16 Aralık 2010 Perşembe

Repçi diyip geçmiceksin işte.. Bak Tupac, ne de güzel söylemiş.. Aslında quote'u gördüğüm anda beynimden vurulmadım desem yalan olur.. Uzunca bir süredir birleştirmeye çalıştığım parçalarla 5000lik bir puzzle çözmeye çalışan bir 5 yaş edasındayım.. O derece vahim noktalara gitti aslında hal ve tavrım.. Ama sonunda noldu dersen, hiçbişi.. Sonunda hiçbişicikler olmadı.. Evet hayatımdan bazı insanlar çıktı, ki çokta iyi oldu.. Karşılıklı zarar vermektense karşılıklı terkidiyar etmeyi oldum olası desteklemişimdir ben zaten.. Ama gel gör ki, bazı insanları hayatından çıkarırken, bazı insanlarıda sokuveriyorsun hemen...
Şimdi bunda ne var normal derseniz, evet hayatımıza insanların girmeside çıkmasıda çok normal.. Bu noktada hem fikirim.. Ama her gelen insanın eklediği yeni puzzle parçaları nolucak.. Mesela ben şahsen mevcutta 22 yaşında bir insanım.. Kaç yaşında bir sevgili makbuldür sorarım size :) Şimdi herkes aa aşkın yaşımı olur geyiklerine giricek.. Olur arkadaşım, bal gibi de olur... Şimdi 15 yaşında bir sevgilim olsa, yada 45, normal mi olacak yani.. Hayır bence ikiside anormal.. Ama bu normal sınırı benim yaş grubu için kaça dayanıyor mesela? 30 yaşında biriyle çıkmam normal sayılabiliyormu, yada 35.. Ya da "5 yaşı aşma, sonradan ortalarda şaşırma, şaşırtma" falan gibi kendi uydurduğum felsefeleri mi izlemeliyim?
Her hareketinin dört dörtlük olması bi insanın yeterli olması için yeterli mi mesela? Seni seven, her an düşünen, aklından çıkartmayan, hapşurduğunda benimle yaşa diyen, elini sımsıkı tutmak için her fırsatı değerlendiren, herkesi sana ne kadar aşık olduğunu anlatarak seninle tanıştıran, sensiz hiçbişi yapmak istemeyen, gitmek istiyceğin heryere götüren, yapmak istiyceğin herşeyi seninle yapan, gözlerinin içine bakan, her daim ne kadar güzel ne kadar özel olduğunu hatırlatan.. Hepsini herşeyi yapan biri olması yeterli olması için yeterli mi mesela?Yok, sanırım tıp'ta benim sendromuma "rahat batmak" deniyor.. Reçetesi ? Reçetesi bir süre yalnızlık fort. İlaç satış noktası: Ah bi bulsam o noktayı, bidaha kaybetmicem ama.. Bulamadık gitti be arkadaş.. Herşey çok hızlı olurken ben parçaları toplamaya çalışmaktan yoruldum.. Her gün yeni bir parça ekleniyor..
Napmalı, öyle mi yapsam, yoksa şöyle yapsam dahamı iyi olurdu, uf şunuda şöyle yaptık hiç olmadı.. Şeyede ayıp oldu şey olunca. Şurdan şunuda şeyapsamıydım.. Yoksa şey yapmadığım için sonrasında şey olurmu?..... WTF WTF WTF WTF ?!?!?%&%+^''+%&=?!?
Ama neymiş: Just Leave The Pieces On The Floor and Move The Fuck On !!!!
OOO Yeahhh =)) http://fizy.com/#s/1lwqoc
22 Kasım 2010 Pazartesi
Soulmate

“A true soul mate is probably the most important person you’ll ever meet, because they tear down your walls and smack you awake. But to live with a soul mate forever? Nah. Too painful. Soul mates, they come into your life just to reveal another layer of yourself to you, and then leave. A soul mate’s purpose is to shake you up, tear apart your ego a little bit, show you your obstacles and addictions, break your heart open so new light can get in, and make you so desperate and out of control that you have to transform your life.” ~Elizabeth Gilbert

This made me think a lot.. I couldn't decide first. Was this the fact and the ugly truth of "soulmates"? ... What about the fairy tales that were telling us the stories of soul mates for years and years? Were they all lies?!?! Come on.. Don't make me this.. This is even worse than learning that Santa Claus is not real :)
Starting from the early ages, we all grow up believing that one day a prince will come on his white horse then down on his knees, he will beg for our love. At his point, OK, I'm grown up enough to know that this won't happen exactly this way.. But at least can't he come in his white Mercedes and ask me out :)
Even Barbie had a Ken.. Come on.. How can they let us grow in these conditions and then expect us to realize that "soulmates are just to teach life, not to spend life"..
I still believe though.. (and I just broke up with my boyfriend with huge disappointments , but see, I still believe ?!?) Maybe I always wore pink sunglasses, which make me look the world with "such" optimism. But tell me, what's the point on struggling if one day a dream guy won't come?
I think the point is ; the ones who claim that soulmates doesn't exist, or doesn't outlast are the ones who couldn't yet found their soulmates. Maybe they thought they did, but obviously they didn't.
I'm ending this entry (at least for now :) ) with another quote:
A soulmate is someone who has locks that fit our keys, and keys to fit our locks. When we feel safe enough to open the locks, our truest selves step out and we can be completely and honestly who we are; we can be loved for who we are and not for who we're pretending to be. Each unveils the best part of the other. No matter what else goes wrong around us, with that one person we're safe in our own paradise....When we're two balloons, and together our direction is up, chances are we've found the right person. Our soulmate is the one who makes life come to life. "
Take care folks :)
3 Kasım 2010 Çarşamba
SERENDIPITY
"
hiçbir neden yokken,
ya da biz bilmezken tepemiz atmış
ve konuşmuşuzdur…
onca neden varken
ve tam sırası gelmişken
hiçbirşey yapmamış
ve susmuşuzdur…
aynı anda aynı sessiz geceye doğru
içim sıkılıyor demişizdir
aynı sabaha uyanırken
kimbilir
aynı düşü görmüşüzdür
olamaz mı?
olabilir.
onca yıl sen burada
onca yıl ben burada
yollarımız hiç kesişmemiş
şu eylül akşamı dışında
belki benim kağıt param,
bir şekilde, döne dolaşa
senin cebine girmiştir
belki aynı posta kutusuna,
değişik zamanlarda da olsa,
birkaç mektup atmışızdır
ayın karpuz dilimi gibi
batışını izlemişizdir deniz kıyısında
aynı köşeye oturmuşuzdur köhnede
belki de birkaç gün arayla
olamaz mı?
olabilir.
onca yıl sen burada
onca yıl ben burada
yollarımız hiç kesişmemiş
şu eylül akşamı dışında.
bostancı dolmuş kuyruğunda
sen başta ben en sonda
öylece beklemişizdir…
sabah 7:30 vapuruna
sen koşa koşa yetişirken,
ben yürüdüğümden kaçırmışımdır
aynı anda başka insanlara,
seni seviyorum demişizdir….
mutlak güven duygusuyla,
başımızı başka omuzlara dayamışızdır
olamaz mı?
olabilir.
onca yıl sen burada
onca yıl ben burada
yollarımız hiç kesişmemiş
şu eylül akşamı dışında
"
İşte bu şarkıydı.. Başladığım, yola çıktığım nokta... Yollarımızın hiç kesişmemiş olması ne kadar da enteresandı.. Bir o kadar da çekici.. Şu Eylül akşamı dışında, tesadüfi bir birlikteliğimiz dahi yoktu.. Çok ilginçti aslında.. Hep küçük küçük diye şikayet ettiğimiz Ankara’da hiç karşılaşmamış olmamız.. Farklılığımızın göstergesi miydi? Farklı hayatlar yaşadığımızın.. Ya da “doğru zamanda doğru yerde karşılaşmak” sözüne bir kanıt mı oluşturacaktık? Hiç bir neden yokken tepemiz atıp konuştuk mu acaba.. Onca neden varken ve tam sırası gelmişken hiçbişi yapmayıp sustuk mu yoksa..
Beraber konuşulmalıydı bence herşey.. Susmak bile birlikte yapılması gereken bir aktiviteydi.. Aşkın amacı buydu.. Anlamı buydu.. Sevmek inadına herşeyi herkesi sevmekti.. Kağıt param belki bir şekilde döne dolaşa onun cebine girmişti.. Düşünsene.. Aynı gökyüzüne aynı anda bakıp aynı şeyleri düşünmüştük belki.. Hiç bilmeden, farketmeden..
Şimdi önemli soru.. Bunlar yeterli miydi?..
Çok düşündüm..
Hala da düşünüyorum..
Belki yeterliydi.. Anlattıklarım tamamen gerçekse yeterliydi..
Ama belkide.. Yok yok belkide si yok aslında..
Tamamen gerçek değildi demekki..
Yollarımız kesiştikten sonrasıydı asıl önemli olan.. Ona inanıp koşup giderken ben, o durduğu yerde kalakalıyordu hep.. 5 adıma 1 adım.. Sonrasında 1 adıma 1 adım.. Sonrasında adım atmamandan rahatsız olmayan biri.. En kötüsü budur belkide.. Evet siyaha, griye boyamadı hiçbişeyi belki, ama bana gökkuşağını da sunmadı…
Oysa aşk gökkuşağını sunabilmekle başlardı bende hep… Her rengini her tonunu tüm yumuşaklığıyla tüm çıplaklığıyla.. Ama aynı zamanda tüm ihtişamıyla! Renklerin bile ihtişamı vardı bence ve ben bunu anlamayana sevgili demezdim.. Sevgili anlardı renkleri.. Seni bulurdu her renkte.. Kırmızı ona canlılığını hatırlatmalı mesela, fıkır fıkır kaynayan içini.. Pembeye baktığında Barbiesiyle oynayan küçük bir kızdaki masumiyeti görmeli sende.. Şefkatlenmeli içi.. Mavi mi, engin bir denizde beraber kaybolma duygusu yaratmalı mesela.. Yada masmavi gökyüzüne elele yerde uzanırken hayallenme isteği.. Beyaz huzur vermeil ona.. aşkınız kadar saf temiz.. Her bir renge bişi yazabilirim aslında.. Hepsini her tonunu anlamlandırabilirim ben..
Ama yapamayanlar? Onları napıcaz.. Bırakıp gitmeli miyiz acaba?
SAVAŞÇI BİR RUHUM BEN ASLINDA.. İstediğim içinde, sevdiğim içinde savaşırım.. Çabalarım.. Ama BOŞA KÜREK ÇEKECEK KADAR DA APTAL DEĞİLİM.. Daha da önemlisi olmamalıyım da..
Neden bu kadar zor oluyor ki.. Bende mi problem.. Ya da nerde sorun? Doğru zaman mı değil? Doğru yer mi değil? Doğru adam mı değil? Yada hepsi birden mi..
DOĞRU ZAMANDA DOĞRU YERDEKİ DOĞRU ADAM NERDESİNN????? Beni gelip neden group bulmuyosunn.. Sana sesleniyorum.. Duymuyo musun?????????
21 Temmuz 2010 Çarşamba
Fedakarlık / Umursamak ?!?
Aslında bir yandan düşünüyorumda, sanırım benim problemim her an her istediğim olsun istiyorum..
Fedakarlık yapabilmek.. Olay burda bitiyor aslında, bu noktada.. Ama fedakarlığın dozunu ayarlamaya gelince, işte o en zoru. Ya çok fedakarlık yapıyor insan, kendinden veriyor; yada hiç yapmıyıp bağlanamıyor..
Aslında yaptığın fedakarlıklar bağlıyor birazda seni karşındakine.. Fedakarlık yapmadığım ilişkilerimi düşünüyorumda, hiç umurumda olamadı, hemende bitti.. Yaptıklarımda ise tam tersi,mükemmele götürmek için gösterilen maximum çaba.. E burda bir çelişki de yok değil hani.. Umursadığı için mi fedakarlık yapıyor insan, yoksa fedakarlık yaptığı için mi umursuyor.. Zor soru...
10 Haziran 2010 Perşembe
Bazen..
Bazen İstanbul bile yetmiyormuş birine aşık olmaya:)..
Hayatımı karmaşıklaştırmalar Volume 1622.. Kendini zorlamak. Ama bağlanıp aşık olamamak.. OF:) Neler oluyor banaaaa..
13 Mayıs 2010 Perşembe
Occupied by "LOVE"
Nasıl bir duygu ki o, her akşam onla uyumak istemek, sabah ilk görüntünün o olmasını düşlemek..
Elele yürümek İstiklalde.. Hisar'da upuzuunn bir kahvaltı yapmak.. Martılara bakmak gözlerini alamazcasına.. Geçen her gemide senle onu hayal etmek.. Bir de dondurma var tabi :) bir elinde aşkın, bir elinde o anda sana dünyanın en tatlı dondurması gelen dondurma.. Yürüyceksin elele Hisar'dan Bebek'e.. Geçen her gemiye esen her rüzgara meydan okurcasına.. İlk bulduğun boş bankta duraksayıp bir anda oturcaksın.. Ama güzel bir sigarasız olmaz tabi:).. Yakıcaksın sigaranı, bir yanında aşkın.. Boğaz'ın o eşsiz güzelliği içinde kaybolucaksın..
Sonra bir anda heyecanlanacaksın.. Herşeyi onla paylaşma isteğini sözcüklerde boğucaksın.. Herşeyi anlatıcaksın, sanki onunla paylaşmadığında anlamsız kalıcakmış gibi.. Aynı çocukluk hatıranı üçüncü kez anlatıcaksın belki, ama o dinlicek ilk kez dinlermişçesine..Yorum yapıcak hiç yorulmadan her cümlene.. Öyle bir aşık olucakki sana, sözcüklerinin içinde kaybolucak.. La Fontaine'den masal gibi dinlicek anlattıklarını, en sevdiği şarkıcının sesinden bile güzel gelicek sesin.. Sonra sen konuşurken bir anda bir farklı bakıcak sana.. "çok tatlısın.." diyecek ve bir öpücük kondurucak yanağına.. sonra "devam et bebeğim,dinliyorum" diyecek.. Sonra sen anlatmaya devam ediceksin, daha bir şevkle, daha bir aşkla.. İçinde kelebekler kıpırdanıcak.. "Evet" diyceksin.. "İşte bu!!".. Ve sana bunu sıklıkla söyletebilecek.. Her bunu söylediğinde tekrar aşık olucaksın..
Bunları yaşamak varken asla daha azı ile yetinmiyeceksin bu hayatta.. Nefessiz kalırcasına Aşık olucaksın.. Karşılık aldığın, hakettiğini sana hissettirdiği her anda daha da çok aşık olucaksın.. Artan bir grafikle katlanan bir denklemle.. Limit sonsuza giderken Aşık olucaksın:)).....!!!!!!!!!










