10 Haziran 2010 Perşembe

Bazen..

Bazen daha fazladır herşey.. Bir eşikten atlar insan..

Bazen İstanbul bile yetmiyormuş birine aşık olmaya:)..

Hayatımı karmaşıklaştırmalar Volume 1622.. Kendini zorlamak. Ama bağlanıp aşık olamamak.. OF:) Neler oluyor banaaaa..

13 Mayıs 2010 Perşembe

Occupied by "LOVE"

Aşık olmak, sevmek... Ama nefes alamazcasına sevmek.. Hiçbir erkeği görmemek.. Aşkından gözü kör olmak.. Gözlerine bakamamak, kıyamazmışçasına.. Ama gözbebeklerine bakıp kaybolmak aynı zamanda derinliğinde.. Birde beraber yürümek olmalı tabi.. Sırf elini tutabilmek için sokaklarda amaçsızca dolaşmak.. Onun yanında gördüğün tanıdıklarını bile tanıyamamak seçememek.. O varken geri kalan dünyanın flulaşması..

Nasıl bir duygu ki o, her akşam onla uyumak istemek, sabah ilk görüntünün o olmasını düşlemek..

Elele yürümek İstiklalde.. Hisar'da upuzuunn bir kahvaltı yapmak.. Martılara bakmak gözlerini alamazcasına.. Geçen her gemide senle onu hayal etmek.. Bir de dondurma var tabi :) bir elinde aşkın, bir elinde o anda sana dünyanın en tatlı dondurması gelen dondurma.. Yürüyceksin elele Hisar'dan Bebek'e.. Geçen her gemiye esen her rüzgara meydan okurcasına.. İlk bulduğun boş bankta duraksayıp bir anda oturcaksın.. Ama güzel bir sigarasız olmaz tabi:).. Yakıcaksın sigaranı, bir yanında aşkın.. Boğaz'ın o eşsiz güzelliği içinde kaybolucaksın..

Sonra bir anda heyecanlanacaksın.. Herşeyi onla paylaşma isteğini sözcüklerde boğucaksın.. Herşeyi anlatıcaksın, sanki onunla paylaşmadığında anlamsız kalıcakmış gibi.. Aynı çocukluk hatıranı üçüncü kez anlatıcaksın belki, ama o dinlicek ilk kez dinlermişçesine..Yorum yapıcak hiç yorulmadan her cümlene.. Öyle bir aşık olucakki sana, sözcüklerinin içinde kaybolucak.. La Fontaine'den masal gibi dinlicek anlattıklarını, en sevdiği şarkıcının sesinden bile güzel gelicek sesin.. Sonra sen konuşurken bir anda bir farklı bakıcak sana.. "çok tatlısın.." diyecek ve bir öpücük kondurucak yanağına.. sonra "devam et bebeğim,dinliyorum" diyecek.. Sonra sen anlatmaya devam ediceksin, daha bir şevkle, daha bir aşkla.. İçinde kelebekler kıpırdanıcak.. "Evet" diyceksin.. "İşte bu!!".. Ve sana bunu sıklıkla söyletebilecek.. Her bunu söylediğinde tekrar aşık olucaksın..

Bunları yaşamak varken asla daha azı ile yetinmiyeceksin bu hayatta.. Nefessiz kalırcasına Aşık olucaksın.. Karşılık aldığın, hakettiğini sana hissettirdiği her anda daha da çok aşık olucaksın.. Artan bir grafikle katlanan bir denklemle.. Limit sonsuza giderken Aşık olucaksın:)).....!!!!!!!!!

OPEN WINDOW...

Paylaşmayı her zaman sevdim.. Mutluluklarımı paylaştım, üzüntümü paylaştım.. Yatağıma kapanıp tek başıma ağlamaktansa, bir omuzda ağlamayı daha rahatlatıcı buldum hep.. Yalnızlığın tadını çıkartmak nasıldır anlamadım.. Paylaştım hep.. Anımı, zamanımı, duygumu, düşüncemi.. Herşeyimi paylaştım..

Hayatımda hep paylaşmakla geçmiş şimdi geriye dönüp bakıyorumda.. Çok endermiş yalnız kaldığım.. İlk boş anımda telefona sarılmam bundandır belkide.. Ama yok hayır.. Acizlikten muhtaçlıktan değil.. Paylaşımı sevmekten.. Olaylara, zamana insanlarla anlam yüklemekten..

Hep sevgilim oldu mesela benim.. Düşünüyorum, çok az hayatımda birinin olmadığı an.. Uzun uzun uzatılmış ilişkilerle dolu geçmişim.. Her uzatılmış ilişkinin sonunda kimseyle çıkmama, gezip tozup fırsatları değerlendirme kararları.. Ayrılığın ayı dolarken hayata sokulmuş yeni bir erkek.. Neden böyle:) Why I have no Open Window... :)

Yine biri var.. Kafam rahat mı? -hayır.. Hayallerimin erkeği mi? -hayır.. Ondan memnun muyum? -hayır.. İlgi görmek hoşuma gidiyor mu? - evet...

Son cevap..

It should end.. I can't waste time anymore...

26 Nisan 2010 Pazartesi




Birinin sevgilisi olmak.. Başka hiç kimse tarafından dokunulmamak, konuşulmamak, bakılmamak hatta! Biraz korunmak, biraz şımarmak... Bir kaç çeşit yemek yapmak, İstiklal caddesinde sıkı sıkı elini tutmak, belki film izlemek ama mutlaka çekirdek çitlemek, bi yerlerde kahve içmek, Pazar sabahı kahvaltısı etmek uzun uzun, sahilde yürüyüş yapmak gibi küçük ama zor heveslerim var!... Kek yapmayı da öğrenmek lazım aslında bi ara! Sabahları uyandığımda "günaydın sevgilim" mesajları görmek istiyorum telefonumda. Gün içinde özlediğim birisi olsun istiyorum. Özlemek istiyorum birini. Çok özlersem dayanamayıp gidip sarılmak istiyorum. Dayanamamak istiyorum! Çalışırken, düşünmek istiyorum sonra onu! Aklımda olduğu için gülümsemek istiyorum ara ara... Gülümsediğim için daha çok çalışmak... Birini sevmek istiyorum; hiç kimseyi sevmediğim gibi, biri sevsin istiyorum beni, hiç sevilmediğim gibi... Biri o kadar çok sevsin ki beni, hatalarımı da sevsin istiyorum! O kadar çok sevsin ki; hata yapmaktan ödüm kopsun! Kıskansın istiyorum biri beni! Sorsun istiyorum "neredesin" diye, "Hımm kim aradı bakayım" diye! Ben sormam ama, korkmasın. O sorsun.. Biliyo musun ne oldu?" ile başlayan heyecanlı cümlelerimin sonuna kadar tahammül etsin istiyorum biri bana. Mutlaka ipe sapa gelmez bir şey olmuştur ama dinlesin sonuna kadar. Ya bi yavru kedi macerası ya da işte ona benzer bir şeyler olmuştur. Ben de her seferinde sanki bahçeyi kazmışımda hazine bulmuşum gibi heyecanla ve öneminin üzerine basa basa anlatırım ya, dinlesin işte. "Ya, evet, çok mühim bir şeyler olmuş" falan desin bi de sonunda... Birinin elini tutmakla, birinin elini, sıkı sıkı tutmak arasında çok fark var! Ya tutarsın ya da tutmazsın ya da, tutmuş gibi yaparsın işte. Ben yapmam! Bunu zaten bilirsin. Kimin elini tutacağını yani. Deneyerek bulmazsın. Sadece bilirsin. Bilmek! Açıklaması yok. Ve ben elini sıkı sıkı tutmayacağımı bildiğim hiç kimseyle İstiklal caddesine gitmeyeceğim! Heyecanla ve özene bezene olmadıktan sonra kimseye yemek yapmayacağım! Repliklerin bir anlamı yoksa, kimseyle film seyretmeyeceğim. Zaten çekirdeği unutsun bile, asla olmaz:):)



9 Nisan 2010 Cuma

Ne Çıkar Ateşböceği Sansalar Bizi...


" düşünüyorum da,
sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek.
Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,
Cesaretsizliğimizin anlaşılması,
Korkularımızın paylaşılması
Sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.
Kabuklarımızın altında
Kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız.
Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında.
Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden.
İstiridyeler, deniz minareleri, midyeler.
Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.
Sahi koruyor mu bu çatlamamış sert kabuk?
Kimse incitemiyor mu, duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?
Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize.?
Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor gerçek kimliğimizi,
Duyularımızı bastırıyor, elele tutuşmamızı engelliyor mu?
Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak.
Ne çıkar ateş böceği sansalar beni.?
Belki en hoyrat yürek bile, ateş böceğinin o uçucu, masum, sevimli çocuksuluğunu el kaldırmaya kıyamaz?
Güçlü kapıların arkasına kilitlesem kendimi, korkaklığımı, sevgi isteğimi
En insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem, bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup, bir kuş gibi uçacağım özgürce.
Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine.
O da çözülecek belki samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle göz göze gelince.
Oysa bir görebilsek bunu, kalmadı böyle insanlar demesek.
Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.
Kırılmaktan korkmasak
İncinsek yaralansak.
Ne olur bir darbe daha alsak.
Yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabuğu
Denesek
Risk alsak
Yanılsak
Farketmez
Tekrar tekrar bıkmadan denesek ve kucaklaşsak yeniden, tıpkı eskisi gibi.
Ne olduğunu anlayamadığımız o onbeş yıldan öncesi gibi.
O zaman farkedeceğiz.
Ne kadar özlediğimizi birbirimizi.
Neler biriktirdiğimizi,
Kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi
Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.
Vakit az, paylaşmak, sarılmak için.
Yaşadığımız coğrafya zor, şartları ağır.
Yüreği daha fazla küstürmemek lazım.
Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan.
Ve koşullar bir türlü düzelmeyen.
Sevgiye çok ihtiyacımız var.
Ufukta kar bir kış görünüyor.
Ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri.
Kırın o sert ağır kabuklarınızı.
Kurtulun bu yükten.
Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.
Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri.
Hem hepimiz bir yıldızız.
Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi."


Ne güzel yazmış Tagore.... Ne çıkar ki sansalar....

2 Nisan 2010 Cuma

Tüm Güzel İlklerimin İlki.. The Beginning of a new happy beginning


İlk sözleri söylemek her zaman ne kadar da zordur.. İlk adımlar, ilk aşklar, ilk ayrılıklar, ilk bakış, ilk seviş, ilk ihanet, ilk yalan... Tüm ilkler zordur aslında.. İyileri de, kötüleri de.. Ama her ilk bir yükseliştir.. olgunluk adımıdır. Zordan kaçmamak olgunluk basamağında bir adımı daha katedebilmektir.. Büyümek, gelişmek, geliştikçe anlamak, anladıkça büyümek.. Döngü...


İşte bende bi adım attım.. İlk Blogumu açtım, ilk yazımı yazdım.. Büyüyorum...