28 Eylül 2011 Çarşamba
Flying from İstanbul to Naples..
Tanrim.. İtalyadaki 3 haftam dogru kararlar vermeme yardim etsin.. Lutfen..
Acaba sende beni dusunuyo musun.. Bulutlarin ustundeyken gozunden bir damla yas suzuluyormu..
We could have had it all..
Bosuna uflemisiz o mumlari.. Bosuna kum olmus ayaklarimiz.. Yagmurlar bosuna islatmis bizi.. Bosuna izlemisiz ask filmleri.. Bosuna gun dogmus, batmis.. Bosuna sevmisiz kiz cocuklarini.. Mektuplar hep bosuna yazilmis.. Bosuna beklemisiz yarinlari...
Your heart is one With your brain.. Emotinal or reason, now which one do you obey??
27 Ağustos 2011 Cumartesi
Her Gününüz Bayram Olsun !!
Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz
kalınca anlar insan...
Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir;
sevmeninkini yalnızlık...
Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.
Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni
kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp "Çok şükür bugünü de gördük" diyebilmek...
Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.
Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.
Bir kitabı bitirmek, bir binayı bitirmek, bir okulu
bitirmek, kâbuslu bir rüyayı, kodeste ağır cezayı bitirmek
bayramdır.
Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir
ilişkiyi bitirmek de öyle...
Vuslat da bayramdır öte yandan...
Endişe içinde beklediğinden mektup almak, telefonda
ansızın sesini duymak, deli gibi burnunda tütenin boynuna
sarılmak bayramdır.
En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini
bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara
düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.
Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede
üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle
okşayan anne bayramdır.
"Ona güvenmiştim, yanılmamışım" sözü bayramdır.
Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram...
Yeni bir sözcük öğrenmek, bir tünelin sonuna gelmek,
müzmin bir işin kapısını çarpıp uzun bir yola çıkıvermek
bayramdır.
Zorluklara tek başına göğüs gerebilmek, gereğinde
haksızlığın üstüne yalın kılıç yürüyebilmek bayramdır.
Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış
ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son
taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.
Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda
karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi,
nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.
Sonrasında gelen ilk diş bayramdır, ilk söz bayram, ilk
adım, ilk yazı, ilk karne bayram...
Güne gülümseyerek başlamak bayramdır.
"İyi ki yanımdasın" bayram, "Her şeyi sana borçluyum"
Bayram, "Hiç pişman değilim" bayram...
Evlatların mürüvvetini görebilmek, eve dolu bir torbayla
gidebilmek, konu komşuyla yarenlik edebilmek, akşamları
eskimeyen bir keyifle çay demleyebilmek bayramdır.
Zamanı donduran eski fotoğraflara nedametsiz bakabilmek,
altı çizilmiş eski kitapları aynı inançla okuyabilmek, yol
arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilmek bayramdır.
Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta
ölebilmek bayram...
Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz
her gününüz bayram olur.
Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.
Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör
akıllılıktan evladır.
Her gününüz bayram olsun..!
Can Yücel
27 Haziran 2011 Pazartesi
YOU.
I know you are reading this. And I want you to know I am writing this for you. No one else will understand. No one else knows. They think that this is for them. But it’s not. I am writing this for you.
I want you to know, life…it’s hard. Every day can be a challenge. It can be a challenge to get up in the morning. To get yourself out of bed. To put on that smile. But I want you to know, that smile is what keeps me going some days. You need to remember, even through the tough times, you are amazing. You really are.
You should be happy. You are gorgeous.
I know that the weather might not be perfect. You might have to turn your back to the wind or feel the cold nipping at your nose. But you know what, at least you are there to feel it. At least you can enjoy the sun’s warm rays on your face. Or that cold February wind biting at your cheeks. You know what that means?
You are alive.
Everything will be okay.
7 Haziran 2011 Salı

" There is a reason I said I'd be happy alone. It wasnt because I thought I would be happy alone. It was because I thought if I loved someone and then it fell apart, I might not make it. It's easier to be alone. Because what if you learn that you need love? And then you don't have it. What if you like it? And lean on it? What if you shape your life around it? And then it falls apart? Can you even survive that kind of pain? Losing love is like organ damage. It's like dying. The only difference is, death ends. This? It could go on forever . . . "
Joyeux Anniversaire !!
"
Kardeşim:)
31 Mayıs 2011 Salı
Bilemiyorum....
Öyle bir karmaşalardayım.. Hep bir karmaşalardayım zaten son birkaç yıldır..
Bakıyorum hayatıma, aslında birsürü şey yaşıyorum.. Birsürü şeyle karşılaşıyorum yaşamda.. Ama tepkimi bile veremiyorum ya da ne hissettiğimi bile bilemiyorum..
Geçmişteki en büyük aşkım olan eski sevgilim evlendi.. Oturup ağlamadım.. Düşünüp sinirlenmedim.. İnsanlara anlatıp kendimi rahatlatmadım.. Hiçbirini yapmadım.. Neden peki? Hiçbişi hissetmemiş olabileceğime inanmıyorum.. Ama öyle garip bir mekanizma geliştirmişki bünyem, işime gelmeyen hiçbir şeyi kendi içimde bile yaşamama izin vermiyorum..
Hep birileri için yaşıyormuşum gibi geliyor.. Her hareketimi birileri için yapıyorum.. Kendim için bişiler yapmıyorum..
Gerçeklerle yüzleşmem gerekir diye yazı bile yazamıyorum.. Yine bitti klavyedeki dokunuşlarım...
17 Mayıs 2011 Salı
We Complicate Life ...

Here are 100 ways to uncomplicate it...
5 Ocak 2011 Çarşamba
23 Aralık 2010 Perşembe
22 Aralık 2010 Çarşamba
How Come It's So Hard?
.............. And how come it is so hard ..............
.............. And do you like to see me broken ..............
.............. And why do I still care ..............
Bu boyutlara nasıl ulaştı bilemiyorum.. Çözmeye çalışmıyordum bugüne kadar da.. Ama artık müdahale etmem ve bi dur demem gerektiğine karar verdim..
"If I lay here

If I just lay here
Would you lie with me and just forget the world?"
Beynim o kadar fazla çalışıyorki.. ruhum kendisine yetişemiyor... Her noktada mantıklı ve kontrollü bir insan haline geldim.. Herşeyi öncelikle mantığımın süzgecinden geçirip ona göre davranıyorum.. Kendini bir çeşit koruma mekanizması mı acaba bu, canım acımasın diye geliştirdiğim? Ne zamandır böyleyim onu bile tam anlamıyla kestiremiyorum.. Böyle olmanın hayatı çok kolaylaştıracağını düşünürdüm ben hep.. Önce mantığınla hareket etmenin doğru kararlara yönelteceği için işleri kolaylaştıracağını basitleştireceğini...
Pek de öyle değilmiş şimdi bakıyorumda.. Beynim için fazlasıyla yatırım yapmışım.. Onu gerekli doygunluğa ulaştırmışım.. Zekamı tatmin edicek herşeye sahibim.. Kendimi akıllı ve mükemmel hissettiricek bu noktada herşeye...
Artık birazcık ruhuma eğilmem gerektiğine karar verdim.. Kendimi ruhsal anlamda geliştirmeliyim sanırım.. Kendim için, ama SADECE KENDİM için bişeyler yapmalıyım.. Güzel bir kitap okumaya başlayarak başlangıç yapmayı düşünüyorum..
---- http://fizy.com/#s/1lw1ex ----
I've always been a dreamer
I've had my head among the clouds,
but now that i'm falling down,
would you be my solid ground?
I guess.. What I need most, is a solid ground...
16 Aralık 2010 Perşembe

Repçi diyip geçmiceksin işte.. Bak Tupac, ne de güzel söylemiş.. Aslında quote'u gördüğüm anda beynimden vurulmadım desem yalan olur.. Uzunca bir süredir birleştirmeye çalıştığım parçalarla 5000lik bir puzzle çözmeye çalışan bir 5 yaş edasındayım.. O derece vahim noktalara gitti aslında hal ve tavrım.. Ama sonunda noldu dersen, hiçbişi.. Sonunda hiçbişicikler olmadı.. Evet hayatımdan bazı insanlar çıktı, ki çokta iyi oldu.. Karşılıklı zarar vermektense karşılıklı terkidiyar etmeyi oldum olası desteklemişimdir ben zaten.. Ama gel gör ki, bazı insanları hayatından çıkarırken, bazı insanlarıda sokuveriyorsun hemen...
Şimdi bunda ne var normal derseniz, evet hayatımıza insanların girmeside çıkmasıda çok normal.. Bu noktada hem fikirim.. Ama her gelen insanın eklediği yeni puzzle parçaları nolucak.. Mesela ben şahsen mevcutta 22 yaşında bir insanım.. Kaç yaşında bir sevgili makbuldür sorarım size :) Şimdi herkes aa aşkın yaşımı olur geyiklerine giricek.. Olur arkadaşım, bal gibi de olur... Şimdi 15 yaşında bir sevgilim olsa, yada 45, normal mi olacak yani.. Hayır bence ikiside anormal.. Ama bu normal sınırı benim yaş grubu için kaça dayanıyor mesela? 30 yaşında biriyle çıkmam normal sayılabiliyormu, yada 35.. Ya da "5 yaşı aşma, sonradan ortalarda şaşırma, şaşırtma" falan gibi kendi uydurduğum felsefeleri mi izlemeliyim?
Her hareketinin dört dörtlük olması bi insanın yeterli olması için yeterli mi mesela? Seni seven, her an düşünen, aklından çıkartmayan, hapşurduğunda benimle yaşa diyen, elini sımsıkı tutmak için her fırsatı değerlendiren, herkesi sana ne kadar aşık olduğunu anlatarak seninle tanıştıran, sensiz hiçbişi yapmak istemeyen, gitmek istiyceğin heryere götüren, yapmak istiyceğin herşeyi seninle yapan, gözlerinin içine bakan, her daim ne kadar güzel ne kadar özel olduğunu hatırlatan.. Hepsini herşeyi yapan biri olması yeterli olması için yeterli mi mesela?Yok, sanırım tıp'ta benim sendromuma "rahat batmak" deniyor.. Reçetesi ? Reçetesi bir süre yalnızlık fort. İlaç satış noktası: Ah bi bulsam o noktayı, bidaha kaybetmicem ama.. Bulamadık gitti be arkadaş.. Herşey çok hızlı olurken ben parçaları toplamaya çalışmaktan yoruldum.. Her gün yeni bir parça ekleniyor..
Napmalı, öyle mi yapsam, yoksa şöyle yapsam dahamı iyi olurdu, uf şunuda şöyle yaptık hiç olmadı.. Şeyede ayıp oldu şey olunca. Şurdan şunuda şeyapsamıydım.. Yoksa şey yapmadığım için sonrasında şey olurmu?..... WTF WTF WTF WTF ?!?!?%&%+^''+%&=?!?
Ama neymiş: Just Leave The Pieces On The Floor and Move The Fuck On !!!!
OOO Yeahhh =)) http://fizy.com/#s/1lwqoc
22 Kasım 2010 Pazartesi
Soulmate

“A true soul mate is probably the most important person you’ll ever meet, because they tear down your walls and smack you awake. But to live with a soul mate forever? Nah. Too painful. Soul mates, they come into your life just to reveal another layer of yourself to you, and then leave. A soul mate’s purpose is to shake you up, tear apart your ego a little bit, show you your obstacles and addictions, break your heart open so new light can get in, and make you so desperate and out of control that you have to transform your life.” ~Elizabeth Gilbert

This made me think a lot.. I couldn't decide first. Was this the fact and the ugly truth of "soulmates"? ... What about the fairy tales that were telling us the stories of soul mates for years and years? Were they all lies?!?! Come on.. Don't make me this.. This is even worse than learning that Santa Claus is not real :)
Starting from the early ages, we all grow up believing that one day a prince will come on his white horse then down on his knees, he will beg for our love. At his point, OK, I'm grown up enough to know that this won't happen exactly this way.. But at least can't he come in his white Mercedes and ask me out :)
Even Barbie had a Ken.. Come on.. How can they let us grow in these conditions and then expect us to realize that "soulmates are just to teach life, not to spend life"..
I still believe though.. (and I just broke up with my boyfriend with huge disappointments , but see, I still believe ?!?) Maybe I always wore pink sunglasses, which make me look the world with "such" optimism. But tell me, what's the point on struggling if one day a dream guy won't come?
I think the point is ; the ones who claim that soulmates doesn't exist, or doesn't outlast are the ones who couldn't yet found their soulmates. Maybe they thought they did, but obviously they didn't.
I'm ending this entry (at least for now :) ) with another quote:
A soulmate is someone who has locks that fit our keys, and keys to fit our locks. When we feel safe enough to open the locks, our truest selves step out and we can be completely and honestly who we are; we can be loved for who we are and not for who we're pretending to be. Each unveils the best part of the other. No matter what else goes wrong around us, with that one person we're safe in our own paradise....When we're two balloons, and together our direction is up, chances are we've found the right person. Our soulmate is the one who makes life come to life. "
Take care folks :)
3 Kasım 2010 Çarşamba
SERENDIPITY
"
hiçbir neden yokken,
ya da biz bilmezken tepemiz atmış
ve konuşmuşuzdur…
onca neden varken
ve tam sırası gelmişken
hiçbirşey yapmamış
ve susmuşuzdur…
aynı anda aynı sessiz geceye doğru
içim sıkılıyor demişizdir
aynı sabaha uyanırken
kimbilir
aynı düşü görmüşüzdür
olamaz mı?
olabilir.
onca yıl sen burada
onca yıl ben burada
yollarımız hiç kesişmemiş
şu eylül akşamı dışında
belki benim kağıt param,
bir şekilde, döne dolaşa
senin cebine girmiştir
belki aynı posta kutusuna,
değişik zamanlarda da olsa,
birkaç mektup atmışızdır
ayın karpuz dilimi gibi
batışını izlemişizdir deniz kıyısında
aynı köşeye oturmuşuzdur köhnede
belki de birkaç gün arayla
olamaz mı?
olabilir.
onca yıl sen burada
onca yıl ben burada
yollarımız hiç kesişmemiş
şu eylül akşamı dışında.
bostancı dolmuş kuyruğunda
sen başta ben en sonda
öylece beklemişizdir…
sabah 7:30 vapuruna
sen koşa koşa yetişirken,
ben yürüdüğümden kaçırmışımdır
aynı anda başka insanlara,
seni seviyorum demişizdir….
mutlak güven duygusuyla,
başımızı başka omuzlara dayamışızdır
olamaz mı?
olabilir.
onca yıl sen burada
onca yıl ben burada
yollarımız hiç kesişmemiş
şu eylül akşamı dışında
"
İşte bu şarkıydı.. Başladığım, yola çıktığım nokta... Yollarımızın hiç kesişmemiş olması ne kadar da enteresandı.. Bir o kadar da çekici.. Şu Eylül akşamı dışında, tesadüfi bir birlikteliğimiz dahi yoktu.. Çok ilginçti aslında.. Hep küçük küçük diye şikayet ettiğimiz Ankara’da hiç karşılaşmamış olmamız.. Farklılığımızın göstergesi miydi? Farklı hayatlar yaşadığımızın.. Ya da “doğru zamanda doğru yerde karşılaşmak” sözüne bir kanıt mı oluşturacaktık? Hiç bir neden yokken tepemiz atıp konuştuk mu acaba.. Onca neden varken ve tam sırası gelmişken hiçbişi yapmayıp sustuk mu yoksa..
Beraber konuşulmalıydı bence herşey.. Susmak bile birlikte yapılması gereken bir aktiviteydi.. Aşkın amacı buydu.. Anlamı buydu.. Sevmek inadına herşeyi herkesi sevmekti.. Kağıt param belki bir şekilde döne dolaşa onun cebine girmişti.. Düşünsene.. Aynı gökyüzüne aynı anda bakıp aynı şeyleri düşünmüştük belki.. Hiç bilmeden, farketmeden..
Şimdi önemli soru.. Bunlar yeterli miydi?..
Çok düşündüm..
Hala da düşünüyorum..
Belki yeterliydi.. Anlattıklarım tamamen gerçekse yeterliydi..
Ama belkide.. Yok yok belkide si yok aslında..
Tamamen gerçek değildi demekki..
Yollarımız kesiştikten sonrasıydı asıl önemli olan.. Ona inanıp koşup giderken ben, o durduğu yerde kalakalıyordu hep.. 5 adıma 1 adım.. Sonrasında 1 adıma 1 adım.. Sonrasında adım atmamandan rahatsız olmayan biri.. En kötüsü budur belkide.. Evet siyaha, griye boyamadı hiçbişeyi belki, ama bana gökkuşağını da sunmadı…
Oysa aşk gökkuşağını sunabilmekle başlardı bende hep… Her rengini her tonunu tüm yumuşaklığıyla tüm çıplaklığıyla.. Ama aynı zamanda tüm ihtişamıyla! Renklerin bile ihtişamı vardı bence ve ben bunu anlamayana sevgili demezdim.. Sevgili anlardı renkleri.. Seni bulurdu her renkte.. Kırmızı ona canlılığını hatırlatmalı mesela, fıkır fıkır kaynayan içini.. Pembeye baktığında Barbiesiyle oynayan küçük bir kızdaki masumiyeti görmeli sende.. Şefkatlenmeli içi.. Mavi mi, engin bir denizde beraber kaybolma duygusu yaratmalı mesela.. Yada masmavi gökyüzüne elele yerde uzanırken hayallenme isteği.. Beyaz huzur vermeil ona.. aşkınız kadar saf temiz.. Her bir renge bişi yazabilirim aslında.. Hepsini her tonunu anlamlandırabilirim ben..
Ama yapamayanlar? Onları napıcaz.. Bırakıp gitmeli miyiz acaba?
SAVAŞÇI BİR RUHUM BEN ASLINDA.. İstediğim içinde, sevdiğim içinde savaşırım.. Çabalarım.. Ama BOŞA KÜREK ÇEKECEK KADAR DA APTAL DEĞİLİM.. Daha da önemlisi olmamalıyım da..
Neden bu kadar zor oluyor ki.. Bende mi problem.. Ya da nerde sorun? Doğru zaman mı değil? Doğru yer mi değil? Doğru adam mı değil? Yada hepsi birden mi..
DOĞRU ZAMANDA DOĞRU YERDEKİ DOĞRU ADAM NERDESİNN????? Beni gelip neden group bulmuyosunn.. Sana sesleniyorum.. Duymuyo musun?????????
21 Temmuz 2010 Çarşamba
Fedakarlık / Umursamak ?!?
Aslında bir yandan düşünüyorumda, sanırım benim problemim her an her istediğim olsun istiyorum..
Fedakarlık yapabilmek.. Olay burda bitiyor aslında, bu noktada.. Ama fedakarlığın dozunu ayarlamaya gelince, işte o en zoru. Ya çok fedakarlık yapıyor insan, kendinden veriyor; yada hiç yapmıyıp bağlanamıyor..
Aslında yaptığın fedakarlıklar bağlıyor birazda seni karşındakine.. Fedakarlık yapmadığım ilişkilerimi düşünüyorumda, hiç umurumda olamadı, hemende bitti.. Yaptıklarımda ise tam tersi,mükemmele götürmek için gösterilen maximum çaba.. E burda bir çelişki de yok değil hani.. Umursadığı için mi fedakarlık yapıyor insan, yoksa fedakarlık yaptığı için mi umursuyor.. Zor soru...
10 Haziran 2010 Perşembe
Bazen..
Bazen İstanbul bile yetmiyormuş birine aşık olmaya:)..
Hayatımı karmaşıklaştırmalar Volume 1622.. Kendini zorlamak. Ama bağlanıp aşık olamamak.. OF:) Neler oluyor banaaaa..
13 Mayıs 2010 Perşembe
Occupied by "LOVE"
Nasıl bir duygu ki o, her akşam onla uyumak istemek, sabah ilk görüntünün o olmasını düşlemek..
Elele yürümek İstiklalde.. Hisar'da upuzuunn bir kahvaltı yapmak.. Martılara bakmak gözlerini alamazcasına.. Geçen her gemide senle onu hayal etmek.. Bir de dondurma var tabi :) bir elinde aşkın, bir elinde o anda sana dünyanın en tatlı dondurması gelen dondurma.. Yürüyceksin elele Hisar'dan Bebek'e.. Geçen her gemiye esen her rüzgara meydan okurcasına.. İlk bulduğun boş bankta duraksayıp bir anda oturcaksın.. Ama güzel bir sigarasız olmaz tabi:).. Yakıcaksın sigaranı, bir yanında aşkın.. Boğaz'ın o eşsiz güzelliği içinde kaybolucaksın..
Sonra bir anda heyecanlanacaksın.. Herşeyi onla paylaşma isteğini sözcüklerde boğucaksın.. Herşeyi anlatıcaksın, sanki onunla paylaşmadığında anlamsız kalıcakmış gibi.. Aynı çocukluk hatıranı üçüncü kez anlatıcaksın belki, ama o dinlicek ilk kez dinlermişçesine..Yorum yapıcak hiç yorulmadan her cümlene.. Öyle bir aşık olucakki sana, sözcüklerinin içinde kaybolucak.. La Fontaine'den masal gibi dinlicek anlattıklarını, en sevdiği şarkıcının sesinden bile güzel gelicek sesin.. Sonra sen konuşurken bir anda bir farklı bakıcak sana.. "çok tatlısın.." diyecek ve bir öpücük kondurucak yanağına.. sonra "devam et bebeğim,dinliyorum" diyecek.. Sonra sen anlatmaya devam ediceksin, daha bir şevkle, daha bir aşkla.. İçinde kelebekler kıpırdanıcak.. "Evet" diyceksin.. "İşte bu!!".. Ve sana bunu sıklıkla söyletebilecek.. Her bunu söylediğinde tekrar aşık olucaksın..
Bunları yaşamak varken asla daha azı ile yetinmiyeceksin bu hayatta.. Nefessiz kalırcasına Aşık olucaksın.. Karşılık aldığın, hakettiğini sana hissettirdiği her anda daha da çok aşık olucaksın.. Artan bir grafikle katlanan bir denklemle.. Limit sonsuza giderken Aşık olucaksın:)).....!!!!!!!!!
OPEN WINDOW...
Hayatımda hep paylaşmakla geçmiş şimdi geriye dönüp bakıyorumda.. Çok endermiş yalnız kaldığım.. İlk boş anımda telefona sarılmam bundandır belkide.. Ama yok hayır.. Acizlikten muhtaçlıktan değil.. Paylaşımı sevmekten.. Olaylara, zamana insanlarla anlam yüklemekten..
Hep sevgilim oldu mesela benim.. Düşünüyorum, çok az hayatımda birinin olmadığı an.. Uzun uzun uzatılmış ilişkilerle dolu geçmişim.. Her uzatılmış ilişkinin sonunda kimseyle çıkmama, gezip tozup fırsatları değerlendirme kararları.. Ayrılığın ayı dolarken hayata sokulmuş yeni bir erkek.. Neden böyle:) Why I have no Open Window... :)
Yine biri var.. Kafam rahat mı? -hayır.. Hayallerimin erkeği mi? -hayır.. Ondan memnun muyum? -hayır.. İlgi görmek hoşuma gidiyor mu? - evet...
Son cevap..
It should end.. I can't waste time anymore...
26 Nisan 2010 Pazartesi

9 Nisan 2010 Cuma
Ne Çıkar Ateşböceği Sansalar Bizi...

sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek.
Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,
Cesaretsizliğimizin anlaşılması,
Korkularımızın paylaşılması
Sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.
Kabuklarımızın altında
Kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız.
Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında.
Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden.
İstiridyeler, deniz minareleri, midyeler.
Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.
Sahi koruyor mu bu çatlamamış sert kabuk?
Kimse incitemiyor mu, duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?
Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize.?
Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor gerçek kimliğimizi,
Duyularımızı bastırıyor, elele tutuşmamızı engelliyor mu?
Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak.
Ne çıkar ateş böceği sansalar beni.?
Belki en hoyrat yürek bile, ateş böceğinin o uçucu, masum, sevimli çocuksuluğunu el kaldırmaya kıyamaz?
Güçlü kapıların arkasına kilitlesem kendimi, korkaklığımı, sevgi isteğimi
En insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem, bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup, bir kuş gibi uçacağım özgürce.
Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine.
O da çözülecek belki samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle göz göze gelince.
Oysa bir görebilsek bunu, kalmadı böyle insanlar demesek.
Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.
Kırılmaktan korkmasak
İncinsek yaralansak.
Ne olur bir darbe daha alsak.
Yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabuğu
Denesek
Risk alsak
Yanılsak
Farketmez
Tekrar tekrar bıkmadan denesek ve kucaklaşsak yeniden, tıpkı eskisi gibi.
Ne olduğunu anlayamadığımız o onbeş yıldan öncesi gibi.
O zaman farkedeceğiz.
Ne kadar özlediğimizi birbirimizi.
Neler biriktirdiğimizi,
Kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi
Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.
Vakit az, paylaşmak, sarılmak için.
Yaşadığımız coğrafya zor, şartları ağır.
Yüreği daha fazla küstürmemek lazım.
Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan.
Ve koşullar bir türlü düzelmeyen.
Sevgiye çok ihtiyacımız var.
Ufukta kar bir kış görünüyor.
Ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri.
Kırın o sert ağır kabuklarınızı.
Kurtulun bu yükten.
Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.
Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri.
Hem hepimiz bir yıldızız.
Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi."
2 Nisan 2010 Cuma
Tüm Güzel İlklerimin İlki.. The Beginning of a new happy beginning




