27 Ağustos 2011 Cumartesi

Her Gününüz Bayram Olsun !!

Hayata rasgele serpiştirilmiş ilahi ikramlar, kıymet bilen kullara her daim bayram yaşatır.
Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz
kalınca anlar insan...
Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir;
sevmeninkini yalnızlık...
Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.
Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni
kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp "Çok şükür bugünü de gördük" diyebilmek...
Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.
Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.
Bir kitabı bitirmek, bir binayı bitirmek, bir okulu
bitirmek, kâbuslu bir rüyayı, kodeste ağır cezayı bitirmek
bayramdır.
Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir
ilişkiyi bitirmek de öyle...
Vuslat da bayramdır öte yandan...
Endişe içinde beklediğinden mektup almak, telefonda
ansızın sesini duymak, deli gibi burnunda tütenin boynuna
sarılmak bayramdır.
En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini
bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara
düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.
Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede
üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle
okşayan anne bayramdır.
"Ona güvenmiştim, yanılmamışım" sözü bayramdır.
Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram...
Yeni bir sözcük öğrenmek, bir tünelin sonuna gelmek,
müzmin bir işin kapısını çarpıp uzun bir yola çıkıvermek
bayramdır.
Zorluklara tek başına göğüs gerebilmek, gereğinde
haksızlığın üstüne yalın kılıç yürüyebilmek bayramdır.
Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış
ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son
taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.
Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda
karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi,
nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.
Sonrasında gelen ilk diş bayramdır, ilk söz bayram, ilk
adım, ilk yazı, ilk karne bayram...
Güne gülümseyerek başlamak bayramdır.
"İyi ki yanımdasın" bayram, "Her şeyi sana borçluyum"
Bayram, "Hiç pişman değilim" bayram...
Evlatların mürüvvetini görebilmek, eve dolu bir torbayla
gidebilmek, konu komşuyla yarenlik edebilmek, akşamları
eskimeyen bir keyifle çay demleyebilmek bayramdır.
Zamanı donduran eski fotoğraflara nedametsiz bakabilmek,
altı çizilmiş eski kitapları aynı inançla okuyabilmek, yol
arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilmek bayramdır.
Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta
ölebilmek bayram...
Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz
her gününüz bayram olur.
Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.
Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör
akıllılıktan evladır.
Her gününüz bayram olsun..!

                               Can Yücel

27 Haziran 2011 Pazartesi

YOU.

You. Yes, you. I am writing this for you.
I know you are reading this. And I want you to know I am writing this for you. No one else will understand. No one else knows. They think that this is for them. But it’s not. I am writing this for you.
I want you to know, life…it’s hard. Every day can be a challenge. It can be a challenge to get up in the morning. To get yourself out of bed. To put on that smile. But I want you to know, that smile is what keeps me going some days. You need to remember, even through the tough times, you are amazing. You really are.
You should be happy. You are gorgeous.
I know that the weather might not be perfect. You might have to turn your back to the wind or feel the cold nipping at your nose. But you know what, at least you are there to feel it. At least you can enjoy the sun’s warm rays on your face. Or that cold February wind biting at your cheeks. You know what that means?
You are alive.
Everything will be okay.

7 Haziran 2011 Salı


" There is a reason I said I'd be happy alone. It wasnt because I thought I would be happy alone. It was because I thought if I loved someone and then it fell apart, I might not make it. It's easier to be alone. Because what if you learn that you need love? And then you don't have it. What if you like it? And lean on it? What if you shape your life around it? And then it falls apart? Can you even survive that kind of pain? Losing love is like organ damage. It's like dying. The only difference is, death ends. This? It could go on forever . . . "

Joyeux Anniversaire !!

Canım dostum.. 21 sene.. Dile kolay... 23 senelik hayatımda, 21 senelik dostum!... Doğum günümde bana attığı maile bakıyorum da.. Neden kardeşim dediğim sana aşikar aslında:)

"
Kardeşim:)

Bugün 4 haziran 2011, sen tam yirmi üç sene önce bugün doğdun, gözleri yumuk bi bebektin. elime doğdun da diyebiliriz buna:) bu arada ilk defa farkediyorum bunca senedir, ben aslında senden bir ay büyükmüşüm:))

24üncü senene girdin kardeşim, nerdeyse çeyrek asırdır bu dünyadaysan, nerdeyse hepsinde ben vardım yanında. yanında olmasam bile yanındaydım. bugün de yanındayım aslında, sen farkında olsan da olmasan da..
niye biliyo musun? çünkü yanında olmak, yanımda olman, her zaman birlikte olmamız ve bundan sonra da olucak olmamız.. bütün bunlar zaten olacak şeylerdi. olmaları garip, şaşırtıcı bişey değil. çünkü biz birbirimizin hayatında kardeş gibi, sevgili gibi, dost gibi, bazen düşman gibi -ki dost acı söylemek zorundadır bazen- olmak zorundaydık. biz, içimizden birimiz olmasaydı eğer, asla bugünkü bizler olamazdık. hayatımız boyunca hep eksik kalırdı bişey, nolduğunu bile bilmezdik belki.
ama bugün öyle değil. bugün sen, annenle babanın dokuz ay önce yaşadığı ateşli bi gece sonunda dünyaya geldin:)) (tespitlerime göre 25-26 eylül 1987 falan olması lazım:) eminim hastanedeki bütün bebelerden de çok ağlamışsındır. her zaman farklıydın, her zaman "bu kimmiş?" diye tekrar dönüp kendine baktırandın.. sen her zaman benim diğer, ikinci yarımdın.
her zaman da öyle olmadı mı zaten? mesela ne zaman bi sevgilimiz olsa (hangimizin sevgilisi olursa olsun) duygularını anlayabilen hep ve sadece sen oldun, mantıklı olmaya çalışan da ben.. bugüne kadar sana söylediğim herhangi bişey için sonra bana kızıp, denizin aklına uydum böyle oldu dedin mi, bilmiyorum.. ama yine de öyle olduğunu pek sanmıyorum. aynıları benim için de geçerli kardeşim. senelerce duygusuz davrandığım, aylarca bişey hissedemediğim zamanlarda bile hep beni hayata döndürmeye çalışan, ortada buluşucaz diyen sendin.
gülünce gözleri gülen, ağlayacak gibi olduğunda hemen eline bişeyler alıp oynamaya başlayan ve yine de gülümsemeye çalışan, sonra beceremeyip yine ağlayan, şaşırınca olayları olduğundan çok daha büyükmüş gibi düşünüp sürekli "inanmıyorum ya, şaka heralde" diyen, hoşuna gitmeyen şeylerde hain hain sırıtıp "ama görücek o" diye başlayan cümleler kuran kardeşimsin benim.
sen bugün doğdun. bi ay önce de ben. sonra birbirimizi bulduk, ve her ne olduysa hep beraber kaldık. sana doğumgünün için kocaman bi pasta, yanında da kocaman bi hediye alamadım kardeşim. sana bunları yazabildim. sana doğarak ne kadar iyi bi iş yaptığını anlatmak istedim.

Seni kardeşim kadar çok seviyorum
İyi ki doğdun..

"

31 Mayıs 2011 Salı

Bilemiyorum....

Bişiler yazmak istersin.. Ama ne yazıcağını, nerden başlayacağını bilemezsin..
Öyle bir karmaşalardayım.. Hep bir karmaşalardayım zaten son birkaç yıldır..

Bakıyorum hayatıma, aslında birsürü şey yaşıyorum.. Birsürü şeyle karşılaşıyorum yaşamda.. Ama tepkimi bile veremiyorum ya da ne hissettiğimi bile bilemiyorum..

Geçmişteki en büyük aşkım olan eski sevgilim evlendi.. Oturup ağlamadım.. Düşünüp sinirlenmedim.. İnsanlara anlatıp kendimi rahatlatmadım.. Hiçbirini yapmadım.. Neden peki? Hiçbişi hissetmemiş olabileceğime inanmıyorum.. Ama öyle garip bir mekanizma geliştirmişki bünyem, işime gelmeyen hiçbir şeyi kendi içimde bile yaşamama izin vermiyorum..

Hep birileri için yaşıyormuşum gibi geliyor.. Her hareketimi birileri için yapıyorum.. Kendim için bişiler yapmıyorum..

Gerçeklerle yüzleşmem gerekir diye yazı bile yazamıyorum.. Yine bitti klavyedeki dokunuşlarım...

17 Mayıs 2011 Salı

We Complicate Life ...


"You see, when we’re born we see the world in an uncomplicated way. We know what we need, and we ask for it. We like nice people, and we don’t like mean people. We sleep when we’re tired, we eat when we’re hungry, and we stop eating when we’re full.
As we grow older, we eat and drink to console ourselves, rather than addressing what’s bothering us. We overwork to avoid close relationships, rather than finding people we can trust to form strong bonds with. We hold grudges, play games, spend more than we make, want things we don’t need, and we get too far away from our basic human needs. In other words, we complicate things."
Here are 100 ways to uncomplicate it...
{perfect inspiration for a Sunday!}1. Don’t try to read other people’s minds
2. Get up 30 minutes earlier so that you don’t rush/get a ticket while driving too fast/have to explain why you’re late/get fired
3. Get 8 hours of sleep per night so that you think more clearly
4. Stick to your budget
5. Start saving and investing every week, no matter how little you can spare
6. Balance your checkbook
7. Don’t try to be friends with everyone. Cultivate closer relationships with fewer people.
8. Don’t try to do business with everyone. Identify your target client and take very good care of them.
9. Before getting angry, ask yourself if it will really matter in 20 years
10. Focus on being a good person, not on pleasing others
11. Stay home this Saturday, and finish off that nagging chore that you need to finish
12. Kiss and make up
13. Make a weekly menu, and shop for only those items at the market
14. Ask your grandparents the best way to uncomplicate life, and try it for a month
15. Fill up your gas tank when it’s half full
16. Don’t drink alcohol when you’re tired, sad or mad
17. Pay your bills on time
18. Get an annual physical examination
19. Say “I love you” to your significant other and to your children. Studies show that more marriages last, and fewer kids use drugs, when these words are spoken every day.
20. For just one day, imagine everyone’s intentions are good because most people’s are
21. Give away clothes that haven’t been worn in two years
22. Throw out clothes that are in disrepair, and can’t be mended
23. When you have a conflict with someone, talk it out. Don’t let it turn into more than it is.
24. Know what your priorities are in life, and act as if they are your priorities
25. Tell the truth
26. Don’t cheat
27. Don’t steal
28. If you’re holding on to a ridiculous grudge, let it go
29. Clean your house weekly, so that it doesn’t become too large a chore
30. Do your best at work, or at school
31. Don’t eat when you aren’t hungry
32. Eat when you are hungry
33. Be yourself
34. Say no unapologetically
35. Cook simple meals
36. Don’t try to keep up with the Joneses
37. Pay off your car before buying a new one
38. Organise your desk at the office
39. Change your smoke alarm batteries when the clocks spring forward, and again when they fall back
40. Organise your important paperwork
41. Take only half the clothes that you planned to take with you on holiday
42. Help your children with their homework every night, and have an open dialogue with their teachers
43. Have white sheets and white towels in children’s rooms/bathrooms, because they’re easily bleached
44. Spend your time with nice people
45. Avoid drama
46. Don’t text or talk on the phone while driving
47. Turn off the television/video games/computer; they’re time consumers
48. Don’t engage in office politics
49. Refuse to gossip, or talk behind other people’s backs
50. Do the dishes right after dinner
51. Never go to sleep angry
52. Ask nicely for what you need and want
53. Walk 10,000 steps per day to help your heart
54. Do 20 push-ups before speaking in anger
55. Leave work at work
56. Don’t befriend anyone that isn’t trustworthy
57. Don’t envy others
58. Have your oil changed
59. Take vitamin C BEFORE you catch a cold
60. Don’t work more than 8 hours per day
61. Weed your garden weekly
62. Wash your car weekly
63. Have a spring cleaning month every year, and do one room at a time
64. You don’t need to be best friends with work colleagues, but build respectful partnerships
65. Don’t drink and drive
66. Don’t look for reasons to be angry or sad, look for reasons to be happy. You’ll always be able to find plenty of each.
67. Be friendly with your neighbours
68. Return emails and phone messages promptly
69. Schedule in free time
70. Don’t procrastinate
71. Do what you say you’ll do, when you say you’ll do it
72. Be more flexible when you’re able to be
73. Forgive and forget. End of story.
74. Break the consumerism habit…put a three month moratorium in place on buying anything not deemed a necessity
75. Start your diet on September 1, rather than January 1, so that you won’t also have holiday pounds to lose
76. Take care of any health issues or concerns
77. Have your tires rotated
78. Have your brakes checked
79. Have your eyes checked
80. Don’t let your imagination run away with you
81. Let go of perfection in others
82. Let go of perfection in yourself
83. Don’t try to help those that refuse to help themselves
84. Find a way to reduce your commute to work
85. Have an alloted amount of worry time per day/week, that you strictly abide by
86. Drink more water
87. Eat more salmon
88. Don’t make a mountain out of a molehill
89. Wear your hair in a classic, easy to care for style
90. Finish what you start
91. Wear classic clothes and shoes that never go out of style
92. Create a daily routine
93. Have a 1, 5, 10 and 20 year plan for your financial and life goals
94. Slow down
95. Eat out less often
96. When you ask your husband which outfit looks best, thank him for his answer and wear the one he liked rather than focusing on why he didn’t like the other one
97. Allow your children to grow up
98. Clean out your garage, and donate anything that hasn’t been used in the past year
99. Stretch every day
100. If a relationship is over, let it go

5 Ocak 2011 Çarşamba

Ugly truth of todays society...

23 Aralık 2010 Perşembe

22 Aralık 2010 Çarşamba

How Come It's So Hard?

.............. And why can't you just hold me ..............

.............. And how come it is so hard ..............

.............. And do you like to see me broken ..............

.............. And why do I still care ..............

Bu boyutlara nasıl ulaştı bilemiyorum.. Çözmeye çalışmıyordum bugüne kadar da.. Ama artık müdahale etmem ve bi dur demem gerektiğine karar verdim..

"If I lay here
If I just lay here
Would you lie with me and just forget the world?"

Beynim o kadar fazla çalışıyorki.. ruhum kendisine yetişemiyor... Her noktada mantıklı ve kontrollü bir insan haline geldim.. Herşeyi öncelikle mantığımın süzgecinden geçirip ona göre davranıyorum.. Kendini bir çeşit koruma mekanizması mı acaba bu, canım acımasın diye geliştirdiğim? Ne zamandır böyleyim onu bile tam anlamıyla kestiremiyorum.. Böyle olmanın hayatı çok kolaylaştıracağını düşünürdüm ben hep.. Önce mantığınla hareket etmenin doğru kararlara yönelteceği için işleri kolaylaştıracağını basitleştireceğini...

Pek de öyle değilmiş şimdi bakıyorumda.. Beynim için fazlasıyla yatırım yapmışım.. Onu gerekli doygunluğa ulaştırmışım.. Zekamı tatmin edicek herşeye sahibim.. Kendimi akıllı ve mükemmel hissettiricek bu noktada herşeye...

Artık birazcık ruhuma eğilmem gerektiğine karar verdim.. Kendimi ruhsal anlamda geliştirmeliyim sanırım.. Kendim için, ama SADECE KENDİM için bişeyler yapmalıyım.. Güzel bir kitap okumaya başlayarak başlangıç yapmayı düşünüyorum..

---- http://fizy.com/#s/1lw1ex ----



I've always been a dreamer
I've had my head among the clouds,
but now that i'm falling down,
would you be my solid ground?

I guess.. What I need most, is a solid ground...

16 Aralık 2010 Perşembe



Repçi diyip geçmiceksin işte.. Bak Tupac, ne de güzel söylemiş.. Aslında quote'u gördüğüm anda beynimden vurulmadım desem yalan olur.. Uzunca bir süredir birleştirmeye çalıştığım parçalarla 5000lik bir puzzle çözmeye çalışan bir 5 yaş edasındayım.. O derece vahim noktalara gitti aslında hal ve tavrım.. Ama sonunda noldu dersen, hiçbişi.. Sonunda hiçbişicikler olmadı.. Evet hayatımdan bazı insanlar çıktı, ki çokta iyi oldu.. Karşılıklı zarar vermektense karşılıklı terkidiyar etmeyi oldum olası desteklemişimdir ben zaten.. Ama gel gör ki, bazı insanları hayatından çıkarırken, bazı insanlarıda sokuveriyorsun hemen...


Şimdi bunda ne var normal derseniz, evet hayatımıza insanların girmeside çıkmasıda çok normal.. Bu noktada hem fikirim.. Ama her gelen insanın eklediği yeni puzzle parçaları nolucak.. Mesela ben şahsen mevcutta 22 yaşında bir insanım.. Kaç yaşında bir sevgili makbuldür sorarım size :) Şimdi herkes aa aşkın yaşımı olur geyiklerine giricek.. Olur arkadaşım, bal gibi de olur... Şimdi 15 yaşında bir sevgilim olsa, yada 45, normal mi olacak yani.. Hayır bence ikiside anormal.. Ama bu normal sınırı benim yaş grubu için kaça dayanıyor mesela? 30 yaşında biriyle çıkmam normal sayılabiliyormu, yada 35.. Ya da "5 yaşı aşma, sonradan ortalarda şaşırma, şaşırtma" falan gibi kendi uydurduğum felsefeleri mi izlemeliyim?

Her hareketinin dört dörtlük olması bi insanın yeterli olması için yeterli mi mesela? Seni seven, her an düşünen, aklından çıkartmayan, hapşurduğunda benimle yaşa diyen, elini sımsıkı tutmak için her fırsatı değerlendiren, herkesi sana ne kadar aşık olduğunu anlatarak seninle tanıştıran, sensiz hiçbişi yapmak istemeyen, gitmek istiyceğin heryere götüren, yapmak istiyceğin herşeyi seninle yapan, gözlerinin içine bakan, her daim ne kadar güzel ne kadar özel olduğunu hatırlatan.. Hepsini herşeyi yapan biri olması yeterli olması için yeterli mi mesela?Yok, sanırım tıp'ta benim sendromuma "rahat batmak" deniyor.. Reçetesi ? Reçetesi bir süre yalnızlık fort. İlaç satış noktası: Ah bi bulsam o noktayı, bidaha kaybetmicem ama.. Bulamadık gitti be arkadaş.. Herşey çok hızlı olurken ben parçaları toplamaya çalışmaktan yoruldum.. Her gün yeni bir parça ekleniyor..

Napmalı, öyle mi yapsam, yoksa şöyle yapsam dahamı iyi olurdu, uf şunuda şöyle yaptık hiç olmadı.. Şeyede ayıp oldu şey olunca. Şurdan şunuda şeyapsamıydım.. Yoksa şey yapmadığım için sonrasında şey olurmu?..... WTF WTF WTF WTF ?!?!?%&%+^''+%&=?!?

Ama neymiş: Just Leave The Pieces On The Floor and Move The Fuck On !!!!

OOO Yeahhh =)) http://fizy.com/#s/1lwqoc

22 Kasım 2010 Pazartesi

Soulmate

I just read a saying:

“A true soul mate is probably the most important person you’ll ever meet, because they tear down your walls and smack you awake. But to live with a soul mate forever? Nah. Too painful. Soul mates, they come into your life just to reveal another layer of yourself to you, and then leave. A soul mate’s purpose is to shake you up, tear apart your ego a little bit, show you your obstacles and addictions, break your heart open so new light can get in, and make you so desperate and out of control that you have to transform your life.” ~Elizabeth Gilbert




This made me think a lot.. I couldn't decide first. Was this the fact and the ugly truth of "soulmates"? ... What about the fairy tales that were telling us the stories of soul mates for years and years? Were they all lies?!?! Come on.. Don't make me this.. This is even worse than learning that Santa Claus is not real :)

Starting from the early ages, we all grow up believing that one day a prince will come on his white horse then down on his knees, he will beg for our love. At his point, OK, I'm grown up enough to know that this won't happen exactly this way.. But at least can't he come in his white Mercedes and ask me out :)

Even Barbie had a Ken.. Come on.. How can they let us grow in these conditions and then expect us to realize that "soulmates are just to teach life, not to spend life"..

I still believe though.. (and I just broke up with my boyfriend with huge disappointments , but see, I still believe ?!?) Maybe I always wore pink sunglasses, which make me look the world with "such" optimism. But tell me, what's the point on struggling if one day a dream guy won't come?

I think the point is ; the ones who claim that soulmates doesn't exist, or doesn't outlast are the ones who couldn't yet found their soulmates. Maybe they thought they did, but obviously they didn't.

I'm ending this entry (at least for now :) ) with another quote:

A soulmate is someone who has locks that fit our keys, and keys to fit our locks. When we feel safe enough to open the locks, our truest selves step out and we can be completely and honestly who we are; we can be loved for who we are and not for who we're pretending to be. Each unveils the best part of the other. No matter what else goes wrong around us, with that one person we're safe in our own paradise....When we're two balloons, and together our direction is up, chances are we've found the right person. Our soulmate is the one who makes life come to life. "

Take care folks :)

3 Kasım 2010 Çarşamba

SERENDIPITY

"
hiçbir neden yokken,
ya da biz bilmezken tepemiz atmış
ve konuşmuşuzdur…
onca neden varken
ve tam sırası gelmişken
hiçbirşey yapmamış
ve susmuşuzdur…
aynı anda aynı sessiz geceye doğru
içim sıkılıyor demişizdir
aynı sabaha uyanırken
kimbilir
aynı düşü görmüşüzdür
olamaz mı?
olabilir.

onca yıl sen burada
onca yıl ben burada
yollarımız hiç kesişmemiş
şu eylül akşamı dışında

belki benim kağıt param,
bir şekilde, döne dolaşa
senin cebine girmiştir
belki aynı posta kutusuna,
değişik zamanlarda da olsa,
birkaç mektup atmışızdır
ayın karpuz dilimi gibi
batışını izlemişizdir deniz kıyısında
aynı köşeye oturmuşuzdur köhnede
belki de birkaç gün arayla
olamaz mı?
olabilir.

onca yıl sen burada
onca yıl ben burada
yollarımız hiç kesişmemiş
şu eylül akşamı dışında.

bostancı dolmuş kuyruğunda
sen başta ben en sonda
öylece beklemişizdir…
sabah 7:30 vapuruna
sen koşa koşa yetişirken,
ben yürüdüğümden kaçırmışımdır
aynı anda başka insanlara,
seni seviyorum demişizdir….
mutlak güven duygusuyla,
başımızı başka omuzlara dayamışızdır
olamaz mı?
olabilir.

onca yıl sen burada
onca yıl ben burada
yollarımız hiç kesişmemiş
şu eylül akşamı dışında
"


İşte bu şarkıydı.. Başladığım, yola çıktığım nokta... Yollarımızın hiç kesişmemiş olması ne kadar da enteresandı.. Bir o kadar da çekici.. Şu Eylül akşamı dışında, tesadüfi bir birlikteliğimiz dahi yoktu.. Çok ilginçti aslında.. Hep küçük küçük diye şikayet ettiğimiz Ankara’da hiç karşılaşmamış olmamız.. Farklılığımızın göstergesi miydi? Farklı hayatlar yaşadığımızın.. Ya da “doğru zamanda doğru yerde karşılaşmak” sözüne bir kanıt mı oluşturacaktık? Hiç bir neden yokken tepemiz atıp konuştuk mu acaba.. Onca neden varken ve tam sırası gelmişken hiçbişi yapmayıp sustuk mu yoksa..

Beraber konuşulmalıydı bence herşey.. Susmak bile birlikte yapılması gereken bir aktiviteydi.. Aşkın amacı buydu.. Anlamı buydu.. Sevmek inadına herşeyi herkesi sevmekti.. Kağıt param belki bir şekilde döne dolaşa onun cebine girmişti.. Düşünsene.. Aynı gökyüzüne aynı anda bakıp aynı şeyleri düşünmüştük belki.. Hiç bilmeden, farketmeden..

Şimdi önemli soru.. Bunlar yeterli miydi?..

Çok düşündüm..

Hala da düşünüyorum..

Belki yeterliydi.. Anlattıklarım tamamen gerçekse yeterliydi..

Ama belkide.. Yok yok belkide si yok aslında..

Tamamen gerçek değildi demekki..

Yollarımız kesiştikten sonrasıydı asıl önemli olan.. Ona inanıp koşup giderken ben, o durduğu yerde kalakalıyordu hep.. 5 adıma 1 adım.. Sonrasında 1 adıma 1 adım.. Sonrasında adım atmamandan rahatsız olmayan biri.. En kötüsü budur belkide.. Evet siyaha, griye boyamadı hiçbişeyi belki, ama bana gökkuşağını da sunmadı…

Oysa aşk gökkuşağını sunabilmekle başlardı bende hep… Her rengini her tonunu tüm yumuşaklığıyla tüm çıplaklığıyla.. Ama aynı zamanda tüm ihtişamıyla! Renklerin bile ihtişamı vardı bence ve ben bunu anlamayana sevgili demezdim.. Sevgili anlardı renkleri.. Seni bulurdu her renkte.. Kırmızı ona canlılığını hatırlatmalı mesela, fıkır fıkır kaynayan içini.. Pembeye baktığında Barbiesiyle oynayan küçük bir kızdaki masumiyeti görmeli sende.. Şefkatlenmeli içi.. Mavi mi, engin bir denizde beraber kaybolma duygusu yaratmalı mesela.. Yada masmavi gökyüzüne elele yerde uzanırken hayallenme isteği.. Beyaz huzur vermeil ona.. aşkınız kadar saf temiz.. Her bir renge bişi yazabilirim aslında.. Hepsini her tonunu anlamlandırabilirim ben..

Ama yapamayanlar? Onları napıcaz.. Bırakıp gitmeli miyiz acaba?

SAVAŞÇI BİR RUHUM BEN ASLINDA.. İstediğim içinde, sevdiğim içinde savaşırım.. Çabalarım.. Ama BOŞA KÜREK ÇEKECEK KADAR DA APTAL DEĞİLİM.. Daha da önemlisi olmamalıyım da..

Neden bu kadar zor oluyor ki.. Bende mi problem.. Ya da nerde sorun? Doğru zaman mı değil? Doğru yer mi değil? Doğru adam mı değil? Yada hepsi birden mi..

DOĞRU ZAMANDA DOĞRU YERDEKİ DOĞRU ADAM NERDESİNN????? Beni gelip neden group bulmuyosunn.. Sana sesleniyorum.. Duymuyo musun?????????

21 Temmuz 2010 Çarşamba

Fedakarlık / Umursamak ?!?

İnsan hep bir memnuniyetsizlik içerisinde aslında. Sevgilim olmadığında arkadaşlarımla istediğimi yapıyorum, ama içimde bir kısım buruk kalıyor, yanımda şöyle sımsıkı sarılıp gözlerimin içine bakan biri olsaydı diyorum.. Sevgilim olduğunda istediğim her yere kafama göre gidemediğim için bunalıyorum.. Ortası yok mu bunun..

Aslında bir yandan düşünüyorumda, sanırım benim problemim her an her istediğim olsun istiyorum..

Fedakarlık yapabilmek.. Olay burda bitiyor aslında, bu noktada.. Ama fedakarlığın dozunu ayarlamaya gelince, işte o en zoru. Ya çok fedakarlık yapıyor insan, kendinden veriyor; yada hiç yapmıyıp bağlanamıyor..

Aslında yaptığın fedakarlıklar bağlıyor birazda seni karşındakine.. Fedakarlık yapmadığım ilişkilerimi düşünüyorumda, hiç umurumda olamadı, hemende bitti.. Yaptıklarımda ise tam tersi,mükemmele götürmek için gösterilen maximum çaba.. E burda bir çelişki de yok değil hani.. Umursadığı için mi fedakarlık yapıyor insan, yoksa fedakarlık yaptığı için mi umursuyor.. Zor soru...

10 Haziran 2010 Perşembe

Bazen..

Bazen daha fazladır herşey.. Bir eşikten atlar insan..

Bazen İstanbul bile yetmiyormuş birine aşık olmaya:)..

Hayatımı karmaşıklaştırmalar Volume 1622.. Kendini zorlamak. Ama bağlanıp aşık olamamak.. OF:) Neler oluyor banaaaa..

13 Mayıs 2010 Perşembe

Occupied by "LOVE"

Aşık olmak, sevmek... Ama nefes alamazcasına sevmek.. Hiçbir erkeği görmemek.. Aşkından gözü kör olmak.. Gözlerine bakamamak, kıyamazmışçasına.. Ama gözbebeklerine bakıp kaybolmak aynı zamanda derinliğinde.. Birde beraber yürümek olmalı tabi.. Sırf elini tutabilmek için sokaklarda amaçsızca dolaşmak.. Onun yanında gördüğün tanıdıklarını bile tanıyamamak seçememek.. O varken geri kalan dünyanın flulaşması..

Nasıl bir duygu ki o, her akşam onla uyumak istemek, sabah ilk görüntünün o olmasını düşlemek..

Elele yürümek İstiklalde.. Hisar'da upuzuunn bir kahvaltı yapmak.. Martılara bakmak gözlerini alamazcasına.. Geçen her gemide senle onu hayal etmek.. Bir de dondurma var tabi :) bir elinde aşkın, bir elinde o anda sana dünyanın en tatlı dondurması gelen dondurma.. Yürüyceksin elele Hisar'dan Bebek'e.. Geçen her gemiye esen her rüzgara meydan okurcasına.. İlk bulduğun boş bankta duraksayıp bir anda oturcaksın.. Ama güzel bir sigarasız olmaz tabi:).. Yakıcaksın sigaranı, bir yanında aşkın.. Boğaz'ın o eşsiz güzelliği içinde kaybolucaksın..

Sonra bir anda heyecanlanacaksın.. Herşeyi onla paylaşma isteğini sözcüklerde boğucaksın.. Herşeyi anlatıcaksın, sanki onunla paylaşmadığında anlamsız kalıcakmış gibi.. Aynı çocukluk hatıranı üçüncü kez anlatıcaksın belki, ama o dinlicek ilk kez dinlermişçesine..Yorum yapıcak hiç yorulmadan her cümlene.. Öyle bir aşık olucakki sana, sözcüklerinin içinde kaybolucak.. La Fontaine'den masal gibi dinlicek anlattıklarını, en sevdiği şarkıcının sesinden bile güzel gelicek sesin.. Sonra sen konuşurken bir anda bir farklı bakıcak sana.. "çok tatlısın.." diyecek ve bir öpücük kondurucak yanağına.. sonra "devam et bebeğim,dinliyorum" diyecek.. Sonra sen anlatmaya devam ediceksin, daha bir şevkle, daha bir aşkla.. İçinde kelebekler kıpırdanıcak.. "Evet" diyceksin.. "İşte bu!!".. Ve sana bunu sıklıkla söyletebilecek.. Her bunu söylediğinde tekrar aşık olucaksın..

Bunları yaşamak varken asla daha azı ile yetinmiyeceksin bu hayatta.. Nefessiz kalırcasına Aşık olucaksın.. Karşılık aldığın, hakettiğini sana hissettirdiği her anda daha da çok aşık olucaksın.. Artan bir grafikle katlanan bir denklemle.. Limit sonsuza giderken Aşık olucaksın:)).....!!!!!!!!!

OPEN WINDOW...

Paylaşmayı her zaman sevdim.. Mutluluklarımı paylaştım, üzüntümü paylaştım.. Yatağıma kapanıp tek başıma ağlamaktansa, bir omuzda ağlamayı daha rahatlatıcı buldum hep.. Yalnızlığın tadını çıkartmak nasıldır anlamadım.. Paylaştım hep.. Anımı, zamanımı, duygumu, düşüncemi.. Herşeyimi paylaştım..

Hayatımda hep paylaşmakla geçmiş şimdi geriye dönüp bakıyorumda.. Çok endermiş yalnız kaldığım.. İlk boş anımda telefona sarılmam bundandır belkide.. Ama yok hayır.. Acizlikten muhtaçlıktan değil.. Paylaşımı sevmekten.. Olaylara, zamana insanlarla anlam yüklemekten..

Hep sevgilim oldu mesela benim.. Düşünüyorum, çok az hayatımda birinin olmadığı an.. Uzun uzun uzatılmış ilişkilerle dolu geçmişim.. Her uzatılmış ilişkinin sonunda kimseyle çıkmama, gezip tozup fırsatları değerlendirme kararları.. Ayrılığın ayı dolarken hayata sokulmuş yeni bir erkek.. Neden böyle:) Why I have no Open Window... :)

Yine biri var.. Kafam rahat mı? -hayır.. Hayallerimin erkeği mi? -hayır.. Ondan memnun muyum? -hayır.. İlgi görmek hoşuma gidiyor mu? - evet...

Son cevap..

It should end.. I can't waste time anymore...

26 Nisan 2010 Pazartesi




Birinin sevgilisi olmak.. Başka hiç kimse tarafından dokunulmamak, konuşulmamak, bakılmamak hatta! Biraz korunmak, biraz şımarmak... Bir kaç çeşit yemek yapmak, İstiklal caddesinde sıkı sıkı elini tutmak, belki film izlemek ama mutlaka çekirdek çitlemek, bi yerlerde kahve içmek, Pazar sabahı kahvaltısı etmek uzun uzun, sahilde yürüyüş yapmak gibi küçük ama zor heveslerim var!... Kek yapmayı da öğrenmek lazım aslında bi ara! Sabahları uyandığımda "günaydın sevgilim" mesajları görmek istiyorum telefonumda. Gün içinde özlediğim birisi olsun istiyorum. Özlemek istiyorum birini. Çok özlersem dayanamayıp gidip sarılmak istiyorum. Dayanamamak istiyorum! Çalışırken, düşünmek istiyorum sonra onu! Aklımda olduğu için gülümsemek istiyorum ara ara... Gülümsediğim için daha çok çalışmak... Birini sevmek istiyorum; hiç kimseyi sevmediğim gibi, biri sevsin istiyorum beni, hiç sevilmediğim gibi... Biri o kadar çok sevsin ki beni, hatalarımı da sevsin istiyorum! O kadar çok sevsin ki; hata yapmaktan ödüm kopsun! Kıskansın istiyorum biri beni! Sorsun istiyorum "neredesin" diye, "Hımm kim aradı bakayım" diye! Ben sormam ama, korkmasın. O sorsun.. Biliyo musun ne oldu?" ile başlayan heyecanlı cümlelerimin sonuna kadar tahammül etsin istiyorum biri bana. Mutlaka ipe sapa gelmez bir şey olmuştur ama dinlesin sonuna kadar. Ya bi yavru kedi macerası ya da işte ona benzer bir şeyler olmuştur. Ben de her seferinde sanki bahçeyi kazmışımda hazine bulmuşum gibi heyecanla ve öneminin üzerine basa basa anlatırım ya, dinlesin işte. "Ya, evet, çok mühim bir şeyler olmuş" falan desin bi de sonunda... Birinin elini tutmakla, birinin elini, sıkı sıkı tutmak arasında çok fark var! Ya tutarsın ya da tutmazsın ya da, tutmuş gibi yaparsın işte. Ben yapmam! Bunu zaten bilirsin. Kimin elini tutacağını yani. Deneyerek bulmazsın. Sadece bilirsin. Bilmek! Açıklaması yok. Ve ben elini sıkı sıkı tutmayacağımı bildiğim hiç kimseyle İstiklal caddesine gitmeyeceğim! Heyecanla ve özene bezene olmadıktan sonra kimseye yemek yapmayacağım! Repliklerin bir anlamı yoksa, kimseyle film seyretmeyeceğim. Zaten çekirdeği unutsun bile, asla olmaz:):)



9 Nisan 2010 Cuma

Ne Çıkar Ateşböceği Sansalar Bizi...


" düşünüyorum da,
sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek.
Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,
Cesaretsizliğimizin anlaşılması,
Korkularımızın paylaşılması
Sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.
Kabuklarımızın altında
Kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız.
Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında.
Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden.
İstiridyeler, deniz minareleri, midyeler.
Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.
Sahi koruyor mu bu çatlamamış sert kabuk?
Kimse incitemiyor mu, duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?
Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize.?
Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor gerçek kimliğimizi,
Duyularımızı bastırıyor, elele tutuşmamızı engelliyor mu?
Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak.
Ne çıkar ateş böceği sansalar beni.?
Belki en hoyrat yürek bile, ateş böceğinin o uçucu, masum, sevimli çocuksuluğunu el kaldırmaya kıyamaz?
Güçlü kapıların arkasına kilitlesem kendimi, korkaklığımı, sevgi isteğimi
En insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem, bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup, bir kuş gibi uçacağım özgürce.
Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine.
O da çözülecek belki samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle göz göze gelince.
Oysa bir görebilsek bunu, kalmadı böyle insanlar demesek.
Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.
Kırılmaktan korkmasak
İncinsek yaralansak.
Ne olur bir darbe daha alsak.
Yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabuğu
Denesek
Risk alsak
Yanılsak
Farketmez
Tekrar tekrar bıkmadan denesek ve kucaklaşsak yeniden, tıpkı eskisi gibi.
Ne olduğunu anlayamadığımız o onbeş yıldan öncesi gibi.
O zaman farkedeceğiz.
Ne kadar özlediğimizi birbirimizi.
Neler biriktirdiğimizi,
Kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi
Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.
Vakit az, paylaşmak, sarılmak için.
Yaşadığımız coğrafya zor, şartları ağır.
Yüreği daha fazla küstürmemek lazım.
Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan.
Ve koşullar bir türlü düzelmeyen.
Sevgiye çok ihtiyacımız var.
Ufukta kar bir kış görünüyor.
Ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri.
Kırın o sert ağır kabuklarınızı.
Kurtulun bu yükten.
Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.
Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri.
Hem hepimiz bir yıldızız.
Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi."


Ne güzel yazmış Tagore.... Ne çıkar ki sansalar....

2 Nisan 2010 Cuma

Tüm Güzel İlklerimin İlki.. The Beginning of a new happy beginning


İlk sözleri söylemek her zaman ne kadar da zordur.. İlk adımlar, ilk aşklar, ilk ayrılıklar, ilk bakış, ilk seviş, ilk ihanet, ilk yalan... Tüm ilkler zordur aslında.. İyileri de, kötüleri de.. Ama her ilk bir yükseliştir.. olgunluk adımıdır. Zordan kaçmamak olgunluk basamağında bir adımı daha katedebilmektir.. Büyümek, gelişmek, geliştikçe anlamak, anladıkça büyümek.. Döngü...


İşte bende bi adım attım.. İlk Blogumu açtım, ilk yazımı yazdım.. Büyüyorum...